20.09.2019
 
 
Kategoriler
   Güncel Haber
   İstanbul Haber
   Dünya Haber
   Trabzon-K.Maraş
   Eğitim-Kültür-Sanat
   Siyaset-Politika
   Çevre-Doğa-Turizm
   Sosyal Yaşam
   Söyleşi - Araştırma
   Sağlık-Gıda-Tarım
   Sinema-Tiyatro-Dizi-Film
   Konuk Yazarlar
   Ekonomik Bakış
   Hukuksal Bakış
   Magazin-Aktüel
   Reklam-İlan-Satış
   Bilim-Teknoloji-Zirve
   Sosyal Bakış
   Toplumsal Bakış
   Tarihsel Bakış
   Müzik Magazin
   Medyatik.Bakış
   Cevap Hakkı
   Black Sea
   Spor-Golf-Tenis-Boks
   Arşiv

Yazarlar
Bizden.Size

Ökkeş BÖLÜKBAŞI
ABD'NİN NÜKLEER 'TIPASI' SIZDIRIYOR
Tüm yazıları..
DOĞAMIZ

Mikdat KADIOĞLU
BULUTLAR
Tüm yazıları..
Hatıralarım

Nuran NUHOĞLU
HEPİMİZ KERKENEZİZ
Tüm yazıları..
Eko-Bakış

Abdurrahman YILDIRIM
Trabzon Turistik Merkez Olur mu.?
Tüm yazıları..
Uzay.Bakış

Musa ALİOĞLU
TRABZON HAVALİMANI
Tüm yazıları..
Tarihten Bir Yaprak

Mahiye MORGÜL
MATEMATİK KİTABINDA ATATÜRK’E SALDIRILAR
Tüm yazıları..
Hukuksal Bakış

Av. Cemil CAN
SORUMLULARI SAYIYORUM
Tüm yazıları..
Eğitim Kültür Sanat

Emel Vildan Düzenli
TRT - Te. Re. Te. - TRT - Te. Re. Te. - TRT
Tüm yazıları..
68 DENİZ 68

Selçuk Şahin POLAT
68'LİLER VE DOSTLARI.! BASIN VE KAMUOYUNA
Tüm yazıları..
Sosyal Bakış

Fatih BACAK
TMTF 2018-2019 ALİ ABALI PLAYOF MÜSABAKALARI
Tüm yazıları..
Geçmişten Günümüze

Hüseyin IRMAK
CUMHURİYET’E HEP DESTEK, TAM DESTEK
Tüm yazıları..
MEDENİYET

Abdullah GÖZAYDIN
GEZİCİLER, AĞAÇSEVENLER NEREDELER.?
Tüm yazıları..
Sportif Bakış

Tekin KÜÇÜKALİ
HAKSIZLIĞA KARŞI TEK YÜREK
Tüm yazıları..
İstanbul; İstanbul.!

Aslı Didari
DEĞİŞMEYEN İSTANBUL; DEĞİŞME İSTANBUL.!
Tüm yazıları..
Sosyal Bakış

Muhammet Akosman
BİZANS’DA “HAYIR” DİYOR.!.
Tüm yazıları..

Reklamlar




























Döviz Alış Satış
Dolar 1.6387 1.6466
Euro 2.1036 2.1137

    >> Manşet Haberler

    HEDEF LOZAN’I DELMEK
HABERİ PAYLAŞ : Google'da Paylaş



HEDEF LOZAN’I DELMEK

Ruhban Okulu Bahane Hedef; Lozan’ı Delmektir.!

ABD Dışişleri Bakan yardımcısı “Türkiye süper güç oldu, ABD baskı yapamaz” (1) sözlerini Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı Marios Kariyan’a söylediğinde bizim taraftan da buna inananlar vardı kuşkusuz. Bu sözlerin üzerinden daha 10 gün geçmeden Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında “ricanın çok ötesinde” bir üslupla,  Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını istemesi iktidar tarafından doğru algılanmış ve gereği yapılmak üzere kollar sıvanmıştır!..

İlk bakışta önemsiz ve sıradan gibi görünen bu olayın arkasında, Türkiye’nin başta egemenliği; daha sonra da toprak bütünlüğü olmak üzere ciddi iki tehdidin bulunduğunu belirterek söze başlamak gerekir. Bu nedenle ezici çoğunluğun Müslüman olduğu ülkemizde, Hıristiyan vatandaşların “din ve ibadet özgürlüğü” kapsamında bir sorunu gibi takdim edilen Ruhban Okulu’nu tartışmaya başlamadan, bazı temel bilgileri hatırlamak yararlı olacaktır: 

Okulun kuruluş amacının “rahiplik mesleğine girecek öğrencileri eğitmek” olduğu konusunda tartışma yoktur (2)…

127 yıl açık kalan Ruhban Okulunun bu süre içinde görünen amacına dönük faaliyet gösterdiğini söylemek ise oldukça zordur. 

Mora Ayaklanmasında (3) Osmanlı’yı arkadan hançerleyenin Patrikhane olduğu tarih kitaplarında yazılıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Rum Patrikhanesine bağlı olarak faaliyet gösteren Pontus Rum Derneği’nin (4)  Karadeniz Bölgesinde Pontus Rum Devleti Kurmak amacıyla yıkıcı faaliyetler içinde bulunduğunu da unutmamak gerekir...

Emperyalizmin dünyayı kontrol altında tutmak amacıyla kullandığı mekanizmalardan biri olan din faktörü, bugün karşımıza “Ruhban Okulu Sorunu” adı altında masum bir istek gibi çıkartılmaktadır.  “Din ve İnanç Özgürlüğü” kapsamında ileri sürülen bu isteğin gerçekleşmenin önündeki en büyük engel de kuşkusuz “laiklik ilkesidir”...

Aynı şekilde dinin siyasallaşması ile oluşan Siyasal İslam’ın egemen bir düşünce olmasının önündeki en büyük engelin de yine  “laiklik ilkesi” olduğunu söylemekte bir yanlışlık yoktur...

Bu noktada “Siyasal İslam” ile “Emperyalizm”in ortak düşmanı olarak laik Türkiye Cumhuriyeti, hedef tahtasına oturtulmuş bulunmaktadır…

Laiklik ilkesini delmek için Anayasa değişikliğine teşebbüs eden AKP’nin, iktidarda bulunduğu bu kritik dönemin,  Ruhban Okulu’nun açılması için en elverişli dönem olduğu gün gibi ortadadır… Bu nedenle Ruhban Okulunun açılması yönündeki taleplere AKP iktidarının en hızlı bir şekilde yanıt vermesine şaşmamak gerekir…  Ne var ki, bu durumu kendi seçmen tabanının içine sindirebileceği bir şekilde anlatması ve ulusalcı kesimin de tepkisini en aza indirmesi zorunlu görülmektedir. Gerekli anayasal ve yasal düzenlemeleri yapmadan önce, kamuoyunu hazırlamak üzere Turizm Bakanı Ertuğrul Günay (5) ile Meclis Başkanı Köksal Toptan’ı sahaya sürmeleri bu yüzdendir... (6) Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu (7) ile YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’nın, soruna olumlu yaklaştıklarını açıklayarak çözüm seçeneklerini dile getirmeleri de aynı planın gereğidir... (8)

Ruhban Okulunu yeniden açabilmek için bir dizi düzenleme yapılması gerekmektedir:

Bunların başında Anayasa’mızın 12. Maddesinde belirtilen “eşitlik ilkesi” gelmektedir. Zira Patrikhanenin isteği “dini ve askeri alanda özel okul açılamayacağı” kuralı karşısında bir imtiyaz olup, eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Ruhban Okulunun açılması Anayasa’nın 24. Maddesindeki “din ve ahlak eğitim öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır” kuralına da aykırılık teşkil etmektedir. Öte yandan, Anayasa`nın 130. maddesi “kanunda gösterilen usul ve esaslara göre kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından devletin gözetim ve denetimine tabi yüksek öğretim kurumları kurulabilir” hükmünü getirmektedir.

Bunların yanında, 403 sayılı Tevhid-i Tedrisat (Eğitim ve Öğretimin Birliği) Kanunu ise, Türkiye`de din öğretim ve eğitimini cemaatlerden ve özel kişilerden alarak,  bir devlet görevi olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na vermiştir. Yine, 625 Sayılı Kanunun 3. maddesi, özel şahıs ve tüzel kişilere dini eğitim ve öğretim yapan özel öğretim kurumu açma yetkisinin verilmemesini öngörür. 625 sayılı kanunun 28. maddesi, bir özel okula alınabilecek yabancı uyruklu öğrenci sayısının, okulda okuyan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrencilerin yüzde 20`sini aşamayacağını hükme bağlamıştır. Türk Milli Eğitiminin genel amaç ve temel ilkeleri, 1973 tarihli “Milli Eğitim Temel Kanunu” ve 1981 tarihli “YÖK -Yüksek Öğretim Kanunu” ile belirlenmiştir. Bu yasalara göre hangi derece ve türde olursa olsun, okul programının bu genel amaç ve temel ilkelere uygun olarak geliştirilmesi zorunludur.!

Vakıf olmayan Ruhban Okulu’nun bu amir yasa hükümleri değiştirilmedikçe açılmasına olanak yoktur.!

Bu noktada başka bir sorunun daha yanıtını aramak gerekir. Rum vatandaşlarımızın sayısının son zamanlarda 2000’in altına düştüğü bir gerçektir. Dolayısıyla bunların din adamı ihtiyacı da son derece sınırlı olacaktır. Bu gerçek karşısında Patrikhanenin asıl amacının yurt dışından öğrenci getirterek, dünya Ortodoksluğunun reisi olmak ve geleceğin Vatikan-Fener`inin meşruiyet temellerini atmak olduğu ortaya çıkmaktadır.!

Hükümet, Patrik`in taleplerine karşılık, yukarıda kısaca maddeler halinde sıraladığımız Türk hukuk ve eğitim sisteminin emredici hükümlerini hatırlatarak; konuyu kestirip atabilirdi… Bunu yapmayıp, isteklere boyun eğerek, nasıl ve ne şekilde taviz verileceğinin telaşı içerisine olduğunu göstermesi acizlikten başka bir şey değildir… Devletlerarası ilişkilerde “karşılıklılık” esas olduğu halde, Başbakan’ın Ruhban Okulunun açılması karşılığında Müslüman Türk azınlık için “ben de Atina`da bir cami yapılmasını isterim.!” demesi bir kara mizah örneği bile değildir. 

Başbakan da birkaç gün önce yaptığı açıklamada, Ruhban Okulu`nun açılabilmesini Türk azınlığın Batı Trakya`da seçtiği müftülerin Yunanistan tarafından tanınması şartına bağlanması ise,  kamuoyunu aldatmaya dönük bir aldatmacadan ibarettir.!

Belirtmek gerekir ki,  bugün tartışmakta olduğumuz konu her ne kadar Rumlarla  (Yunanistan’la) ilgiliymiş gibi görünmekteyse de gerçekte öyle değildir. Lozan’da “gayrimüslim azınlıklar” ile ilgili yapılan düzenlemeyle getirilen hakların öznelerinin, bazen gayrimüslimler iken, bazen bir bütün olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olduğunu unutmamak gerekir. Bilindiği gibi Türkiye’deki “gayrimüslimler” ise sadece Ortodoks Rumlar değildir. Ermeniler, Yahudiler, Süryaniler ve diğer Hıristiyan Cemaatler de gayrimüslim tanımı içerisindedir. Bunların bir bölümünün ise, Türkiye dışında “karşılıklılık” esasına muhatap olacak bir devletleri dahi yoktur.! Denebilir ki, hükümet bu hamlesiyle, verdiği tavizlerin karşılığını “olmayan devletlerden” bazı tavizler  almayı garantileyerek iyi bir iş çıkartmıştır.!

Sonuç olarak,  Ruhban Okulunun dayatılan şartlarda açmamız, kendi ellerimizle “devlet içinde devlet”  yaratmak anlamına gelmektedir.! Anlaşıldığı kadarıyla, yandaş medyanın kiralık kalemleri ile işbirlikçi 2. Cumhuriyetçi hainler yaz boyunca Avrupa Birliğine girmemizi kolaylaştıracağı masalını anlatarak, Ruhban Okulunun açılması yönünde kamuoyunu hazırlayacaklardır…

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen İstanbul İl Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan’ın bu konudaki uyarısı dikkat çekicidir:

“Patrikhane ve Ruhban Okulu konuları, birbirinden ayrı olaylar değil, kopmaz bir bütünlük oluşturan bir tek olaydır. Nasıl ki İtalyan Devleti`nin toprakları içerisinde bağımsız bir kimliği bulunan bir din devleti olan Vatikan devletçiği ve Roma Katolik Kilisesi, Roma İmparatorluğu`nun manevi varisi ve bütün Katolik Hıristiyan dünyasının ruhani başı ise; Fener Patrikhanesi`nin iddiası ve hedefi de hem Doğu Roma`nın (Bizans`ın) manevi varisi olmak ve hem de bütün Ortodoks Hıristiyan dünyasının ruhani başı olmaktır. Dikkat edildiğinde görülecektir ki bu iki iddianın her ikisi de siyasidir ve Türkiye Cumhuriyeti`ne açık bir düşmanlık ve kaba bir meydan okumadır. Bizans`ın manevi varisi olmak iddiasını hiçbir zaman terk etmeyen Patrikhane`nin bütün dünya Ortodoksluğunun ruhani başı olmak, yani `Ekümenik Patriklik` iddiası, İstanbul içerisinde Vatikan benzeri bir devlet yapılanmasına gitmek, yani Fener Patrikhanesi`ni Vatikanlaştırmaktan başka bir anlam taşımamaktadır”

Unutulmamalıdır ki, Cumhuriyetimizin laiklik ilkesini delmek üzere iyi bir fırsat gibi görülen Ruhban Okulu’nun açılması sorununu çözecek ve buna bağlı olarak Türkiye’nin başına yakın gelecekte sarılacak olan belaları önleyebilecek olan yine “laiklik ilkesidir” kendisidir…

Av.Cemil CAN - 12.07.2009

 

DİPNOTLAR:

(1) 30 Haziran 2009 13:14

KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminde temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathiew Bryza, Kıbrıs konusunda tutumunu değiştirmesi için ABD'nin Türkiye'ye baskı yapmasını isteyen Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan'a, ''Türkiye süper güç oldu, ABD baskı yapamaz'' karşılığını verdi.

http://www.haber7.com/haber/20090630/Turkiye-super-guc-oldu-ABD-baski-yapamaz.php

(2) Ortodoks din adamı yetiştirilmesi amacıyla ilk defa 1844 yılında, Patrik IV. Germanos’ un destekleriyle Aya Triada Manastırı bünyesinde teoloji eğitimi veren bir okul açılmıştır. Bilindiği gibi, İstanbul’ un fethinden sonra İstanbul Rum Patriği’ ne “Millet-Başı” ünvanı verilmiş ve kendisi Bab-ı Ali’ ye karşı Osmanlı İmparatorluğundaki tüm Ortodoksların lideri olarak kabul edilmiştir. Okulun açıldığı yıllarda (1844) gerek İstanbul’ da gerekse Osmanlı İmparatorluğu’ nun sınırları içinde ve dışında yaşayan yüzbinlerce Ortodoks için iyi eğitim görmüş; dini vazifesini çağdaş bilim ve teknolojiyle birleştirerek en iyi şekilde ifa edebilecek din adamlarına ihtiyaç duyulmaktaydı.Batı Kiliselerindeki reformlar ve kültürlü din adamları bir yerde böyle bir okulun kurulmasını zorlamıştır.Böylece Heybeliada Ruhban Okulu 1844 yılındaki açılışından 1971 yılındaki kapanışına kadar Aya Triada Manastırı ile bütünleşmiştir. Okul faaliyet gösterdiği süre içinde (1844 - 1971) 1000 yakın mezun vermiştir. 1951-1971 yılları arasında Sadece rahiplik mesleğine girecek öğrencileri yetiştirmek amacıyla faaliyet göstermekte idi 1971 yılında Türkiye’ deki bütün Özel Yüksekokulların devletleştirildiği, ya da kapanmak zorunda kaldığı dönemde, Türkiye’ de muadili olan başka kuruluş bulunmadığından;  Heybeliada Ruhban Okulu kapattırılmıştır. Bugün, İstanbul Rum Patrikhanesi’ ne bağlı bir manastır olarak işlevini sürdüren Aya Triada Manastırında 1993-1998 yılları arasındalar Teoloji ve Çevre Sorunları konulu bazı toplantı ve seminerler yapılmıştır. Dilerseniz Hıristiyanlar için Ruhban Okulu’nun öneminin ne olduğunu okulun Müdürü  Apostolen Danilidis’le yapılan bir röportajdan çıkarmaya çalışalım:

 

http://www.medyagunebakis.com/ -http://www.tdfajans.com/

TDFAJANS – Toplum Dinamikleri Fikir Ajansı

Sosyal, Kültürel, Ticari, Eğitim ve Sanatsal Alanlarda;

Düşünce Üretimi. Paylaşımı. Toplum Yararına kullanımı.!

Bilgi Sahibi Olunmadan Fikir Sahibi Olunamaz.! Olunsa olunsa;

Ancak Başkalarının Fikirlerini Tekrarlayan Papağan Olunur.

* * * * * * * * * *

TEK YOL DEVRİM.!

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM.!

Yaşasın Halkların Kardeşliği.!

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ.!

ÜLKÜMÜZ TAM BAĞIMSIZLIK VE

GERÇEKTEN DEMOKRATİK TÜRKİYE.!

 

Hazırlanmakta olan AKP Anayasası Halkımız İçin Kölelik Anayasasıdır,

KÖLELİK ANAYASASINA HAYIR.!

 

 

http://www.megarevma.net/ruhbanokulu.htm

Öğrencisini Bekleyen Üniversite

Şimdilerde ÖSYM'ye bağlanmak istenen bir okul var: Heybeliada Ruhban Okulu. Ortodoks teolojisi eğitimi verilen ve papaz yetiştiren Ruhban Okulu 1971'de kapatılmıştı. 130 bine yakın kitapla zengin bir kütüphaneye sahip olan okulun müdürü Apostolos Danilidis "ÖSYM'ye bağlanma okulumuzu kuruluş amacından uzaklaştırır" diyor.

Heybeliada. Kuzeye bakan, Bizans döneminde Bizanslılar tarafından Elipdas, Türkler tarafından da Ümit Tepesi diye adlandırılan küçük tepede, Ruhban Okulu çam ağaçlarının arasında tüm yalnızlığı ve ıssızlığıyla gözüküyor. Şimdilerde bu okulun ÖSYM kapsamına alınması, İstanbul Üniversitesi'ne bağlanması öngörülüyor. Oysa otuz yıldır mezun vermeyen okulun yöneticilerinin isteği kuruluş amacına bağlı kalmak. Okul Müdürü Apostolos Danilidis "Burası yatılı ve ruhani papaz yetiştirmek amacıyla kurulmuş bir okul. Herhangi bir üniversiteye bağlı normal bir tedrisat olursa, yani günde iki üç saat diğer üniversitelerde olduğu gibi çocuklar derslerini görüp okuldan ayrılırsa Ruhban Okulu eski havasından çok şey kaybedecek" diyor.

Danilidis'in okula biçilen geleceğe ilişkin eleştirileri şöyle:

"Bu okulun kuruluş prosedürüne uymuyor. Burada yalnız Ortodoks ilahiyatı okunuyordu. Şimdi böyle dinler tarihi olursa bütün Gayrimüslimler, Protestanlar, Ermeniler, Katolikler, Süryaniler katılacak ve Ortodoks teolojisi verilmeyecek. O eski kuruluş amacından uzaklaşacak. Böylece istediğimiz şekilde bir eğitim ve öğretim olmayacak."

Danilidis'le görüşmek üzere Ruhban Okulu'ndayız. Fotoğraf çekmek için izin istiyoruz. Ruhban Okulu'nun personel sorumlusu bize eşlik ediyor. Yaklaşık on beş senedir burada görevli. Yani hiç öğrenci görmemiş okulda. Ruhban Okulu'nu dolaşmaya Aya Triada Manastırı'ndan başlıyoruz.

Aya Triada Manastırı, 862 yılında İstanbul patriklerinden Aziz Photios tarafından yaptırılmış. Hıristiyanlığın Kutsal Üçlüsü'ne (Aya Triada) ithaf edilen manastır, 1821 yılında çıkan yangında kullanılamaz hale gelince, Patrik IV. Germanos tarafından yeniden yapılması için çalışmalar başlatılmış. Bu sıralarda Avrupa'da Hıristiyanlığın diğer mezhepleriyle ilgili dini okullar hatta üniversiteler açılırken Ortodoksların eğitimi ise, dağınık küçük okullarda ve manastırlarda yapılıyordu. 1830'lu yıllarda Ege Denizi'ndeki Andros adasında Theofilos Kayiris adında bir papaz, Anadolu'ya geçerek Ortodoksları Lutherciliğe döndürmeye başlar. Anadolu'da zaten sayısı az olan Ortodokslardan bazıları mezhep değiştirmeye başlayınca Fener Rum Patrikhanesi telaşlanır ve İstanbul'daki Ortodoks cemaatine ciddi bir eğitim verecek bir okulun açılması gerektiğini düşünür. Fener Rum Patriği IV. Germanos'un maddi yardımlarıyla harap durumda olan Aya Triada Manastırı onarılır ve burada bir ruhban okulunun açılması için gerekli tüm girişimler yine IV. Germanos tarafından yapılır. Patrikhane metropolitleri tarafından 145 bin kuruş para toplanır. Yapımı 13 Eylül 1844'te biten okul, 1 Ekim 1844'te yapılan açılış töreniyle öğrencilerine merhaba der. İlahiyat bölümünün başlangıçta üç yıl olan eğitim-öğretim süresi 1853 yılında yedi yıla çıkarılınca, üç yıllık okul da tam lise olarak düzenlenir. 1894 yılında meydana gelen depremde büyük zarar gören manastır ve ahşap okul binası, zengin bir Rum tüccar Pavlos Stefanovik Skiliçis tarafından 25 bin lira harcanarak, mimar Mavrokordato ile yardımcısı Periklis Fotiadis'e kâgir ve üç katlı olarak yeniden yaptırılır. Yaklaşık iki buçuk yıl ara verilen eğitime, 6 Ekim 1896'da tekrar başlanır.1904 yılına kadar iki yüz seksen mezun veren okulun bu mezunları arasından IV. İoakim, VIII. Neofitos, VII. Anthimos, V. Konstantinos ve Athenagoras Fener Rum Patriği olurlar.

1918 yılında Bahriye Nezareti'nin Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu binasının yetersiz kalması sebebiyle okulun aday sınıfları, Ruhban Okulu'na yerleştirilir. Ruhban Okulu öğrencileri de geçici olarak Heybeliada'daki Aya Yorgi Manastırı'na taşınır. Mütarekede boş bulunan okula Alman askerler yerleştirilir. 29 Aralık 1918 tarihinde öğrenciler eski okullarına geri dönerler. Yine bu yıl içerisinde Ruhban Okulu, "beş yıllık yüksek okul" statüsüne çevrilir.

Bolşevik İhtilali'nden sonra ülkelerini terk edip İstanbul'a gelen Ruslar, Ruhban Okulu'na yerleştirilir. 24 Ocak 1920'de Fransız subaylarından oluşan bir kurul, Rus göçmenleri barındırmak amacıyla okulun bazı bölümlerini işgal eder. 1923'te ise diğer okullarla aynı uygulamaya alınarak, eğitim süresi yedi yıla çıkarılır.

Ruhban Okulu, cumhuriyetin ilanından sonra dördü lise, üçü yüksekokul olmak üzere yedi sınıflı bir akademi halini alır. Daha önce liseyi tanımış olan Milli Eğitim Bakanlığı, 1947'de süresi dört yıl olan yüksek bölümü de resmen tanır, ancak verilen diploma, liseden sonra eğitim veren meslek lisesi okullarının mezunlarına verilen diplomaya tekabül eder. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanan okul, bundan sonra eğitim ve öğrenimini 25 Eylül 1951 tarihli Eğitim Yönetmeliği'ne göre sürdürecektir. Okulun Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olmasına karşın, diplomalar Kültür Bakanlığı'ndan verilir.

Yıl 1971... Türkiye'de özel yüksekokullar devletleştirilir. Ruhban Okulu'nun yüksek bölümü de bu statüye dahil edilerek hükümet tarafından kapatılır. Sadece lise bölümü kalır. 1985 yılında faaliyetine son veren bu bölüm şu an hukuken açık. Ancak ne hocası, ne de öğrencisi var.

Okulun bahçesinde bir kum saati ve büyük çanlar var. Bir başka bölümünde bir mezarlık bulunuyor. Burada gömülü olanlardan bazıları şunlar: Patrik VII. Kirillos, şair ve klasik filoloji öğretmeni İliyas Tantalidis, Patrik V. Konstantinos, okul müdürü ve öğretim üyesi Germanos Grigoras...

Bir hazine: Kütüphane...

Her sınıfta bir öğrenci kitaplığı var. Eksik olan tek şey öğrenciler. İçeride öyle bir sessizlik var ki, bundan yirmi sekiz yıl öncesine kadar öğrencilerin bu koridorlarda koşturduğunu, seslerinin duvarlarda çınladığını düşlemek bile zor geliyor insana. Mermer merdivenlerden çıkıyor ve ikinci kata varıyoruz. Duvarda beş kişinin fotoğrafının konulduğu bir çerçeve dikkatimizi çekiyor, personel sorumlusuna soruyoruz ve bu kişilerin lise bölümünde okuyan son öğrenciler olduğunu öğreniyoruz.

İdari odaların yanı sıra öğretmen ve öğrenci yatakhaneleri de bu katta bulunuyor. Yaklaşık seksen kişilik kapasitesi olan yatakhanelerin her biri altı kişilik, Burada da yine aynı şey eksiktir. Öğrenci. Ruhban Okulu'nun kabul ve tören salonu da bu katta yer alıyor. Bu sırada aramıza Theodore adında bir rahip katılıyor. Gezimize onunla devam etmeye başlıyoruz. Okulun diğer merdivenlerinden, İsa ve Meryem Ana ikonlarıyla süslenmiş duvarlarına bakarak zemin kata iniyoruz. Theodore, kütüphanenin kapısını açıyor. Burası, manastırın kurulmasıyla birlikte oluşmuş ve gelişmiş. Kitapların çoğu bağış yoluyla elde ediliyor. 1881 yılında çıkan bir yangında birçok eser kaybolmuş.

Theodore, kütüphanede araştırma ve çalışma yapmanın izne bağlı olduğunu söylüyor. Çünkü daha önce buraya gelenlerden bazıları, kitaplardaki resimleri keserek ya da başka şekillerde kütüphaneyi istila etmeye kalkışmışlar. Bundan dolayı içerisi büyük bir titizlikle korunmaya çalışılıyor. On altıncı yüzyıldan bu yana biriktirilen kitapların sayısı 130 bine yakın. İsa'dan sonra yaşamış olan din büyüklerinin orijinal kitapları kütüphanenin en önemli eserleri arasında. İlahiyatla ilgili kitapların yanı sıra klasik eserler, Latin dili ve edebiyatına ait kitaplar, arkeoloji, coğrafya, hukuk ve genel tarih (Roma ve Bizans Tarihi) kitapları ve çeşitli dergilerle büyük bir hazine yatıyor okulun zemin katında.

Apostolos Danilidis'in konuklarını uğurladığını öğrenince odasına geri dönüyor, röportaja başlıyoruz:

"Ruhban Okulu'nun Ortodoks âlemi için önemi nedir?"

Ruhban Okulu, Ortodoks âleminde, Atina Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden sonra kurulan ve İstanbul'da bulunan üniversite, akademi düzeyinde ilkokuldur. Yalnız patrikhanenin değil, tüm Ortodoks âleminin okulu olduğundan ayrı bir önemi vardır. Buraya 1964'e kadar -ki o zamana kadar izin veriliyordu, daha sonra bu da kaldırıldı hükümet tarafından- sadece İstanbul'dan değil, İskenderiye, Kahire, Kudüs, Şam, Yunanistan, Etiyopya, Yugoslavya ve hatta İngiltere'den talebeler geliyorlardı. Onun için tabiri caizse yalnız Ortodokslara ve patrikhaneye değil, tüm Hıristiyanlığa atfedilen bir okuldu...

"Okulun lise bölümü hukuken açık olmasına karşın öğrenci yok. Bunun nedeni nedir?"

Lise bölümü 1985 yılına kadar açıktı. Patrikhane tarafından kapatılması için dilekçeyle M. E. Bakanlığı'na başvurulduysa da kabul edilmedi. Bu okulda yüksekokul öğrencileri çoğunluktaydı. Lise öğrencisi azdı ve yatılı bir okuldu. Patrikhane açısından da elverişsiz oluyordu. Ayrıca okulumuzun eski atmosferi de artık kalmadı. Talebeler de gelmez oldular. Rum Ortodoks cemaatinin İstanbul'da da beş tane lisesi olduğundan, talebeler oraya devam etmeye başladılar.

"Okulun açılması için neler yapıldı?"

Bu mesele hakkında, okulun kapatıldığı tarihten beri devlet makamlarına yazılı ve sözlü olarak pek çok resmi girişimlerde bulunuldu. Şimdi patriğimiz olan Bartholomeos, 1991 senesinde patriklik asasını aldıktan sonra, okulun açılmasını devamlı olarak gündemde tutmaktadır. Devlet büyüklerimize yapılan ziyaretlerde ve aralarında geçen konuşmalarda bu konu devamlı olarak gündeme gelmektedir.

Bunun dışında Avrupa devletleri ve hatta ABD de, Ruhban Okulu'nun açılmasıyla yakından ilgilenmektedir.

Başrahip, metropolit Apostolos Danilidis, yaptıkları gözlemlere göre okul açıldığında talebin yoğun olacağını söylüyor ve şimdilik personeli en az düzeyde tuttuklarını belirterek "Okul açılır açılmaz organize olarak eğitim-öğretimimize başlayacağız. Her şey yolunda olacak" diyor.

"Okulun kapalı olması ne gibi sonuçları beraberinde getiriyor?"

İyi bir eğitim verdiği ve yatılı bir okul olduğu için çocukların amacı okumaktı. Hem tarih, hem de maddi-manevi açıdan zengin bir kütüphanesi de olduğundan talebelere çok faydası oluyordu. Patrikhane de kendisi için çok önemli olan yeni nesil ruhani yetiştirmesi için çok duyarlıydı. Ancak okulun yirmi sekiz yıldır kapalı olmasından dolayı, ruhani bulmakta ve yetiştirmekte büyük zorluklarla da karşı karşıyayız. Bunun neticesi olarak da Rum Patrikhanesi, Ortodoks âleminde Ana Kilise unvanı ile üstlenmiş olduğu vazifeleri, yetişkin eleman eksikliğinden zorlukla yürütüyor.

Danilidis, okulun amacının iyi ruhaniler yetiştirmek olduğunu, ancak buradan mezun olan herkesin ruhani olacağı gibi bir kaide olmadığını belirtiyor ve "Ruhban Okulu'ndan mezun olarak, liselerde hocalık yapan, profesör olan, diş doktoru olan, başka ilimlere yönelen kişiler de var. Şimdiki Avustralya başpiskoposu, aslen Giritli olup buradan mezundur. On beş senedir aşağı yukarı her sene, şiirle dolu kitapçıklar yayımlıyor. Kendisi doçent ve orada kendisinin kurmuş olduğu ilahiyat fakültesinin dekanı" diyor. Danilidis şöyle diyor:

"Böyle bir ilim yuvasının tekrar eğitime ve öğretime açılmasını bekliyor ve devlet büyüklerimizden bu hoşgörü ve iyi niyeti göreceğimizi tahmin ediyoruz."

(3) Mora Ayaklanması: “…İstanbul Patriği Grigorios V, Mora İsyanı’nı desteklediği için suçlu bulundu. Sadrazam Benderli Ali Paşa’nın Patrikhane’ye yaptığı baskında, şu belgeleri bulduğu belirtilir: “Moralı asi kaptanlara yazılan mektuplar, İstanbul’daki hazırlıklar için verilen bilgiler, Dışişleri Bakanlığı’nın maiyetinde çalışan Fenerli Rum beylerinden alınan Devlet’in gizli hazırlıkları; İngiliz ve Fransız elçiliklerinden edinilen bilgiler, özellikle Rusya’daki hazırlık safhaları; Odesa’daki F.Eterya merkezinden gönderilen silahlar; dünya Ortodoks alemine hitap eden yardım beyannameleri; yardımlara ait makbuzlar… Hepsi ele geçmiştir.”
Ayrıca Rus Elçisi General Ignadyef’in hatıralarında Patrik Grigorios’un Rus Çarı Aleksandr’a gönderdiği öne sürülen bir mektup da, Patrikhane’nin Mora İsyanı’na destek verdiğinin kanıtı olarak değerlendirilir.

“Kin Kapısı”

Patrik Grigorios ile Efes, Ahyolu ve İzmit metropolitleri, 22 Nisan 1821’de Fener meydanında Patrikhane’nin ortakapısı önünde idam edildiler. Daha sonra bunlara Terkos, Edirne ve Selanik metropolitleri de eklendi.

O gün Fener Patrikhanesi yöneticilerinin aynı seviyede bir Türk din veya devlet adamı asılmadıkça o kapının açılmayacağına dair yemin ettikleri söylenir.

Bugün hâlâ Fener Patrikhanesi’ne girişte kullanılan kapı, hizmetkârların kapısıdır. Ana kapı, yani Grigorios’un idam edildiği kapı hâlâ kullanılmamaktadır…”

(4) Yabancıların Kurduğu Zararlı Dernekler:

1.      Mavri Mira

Patrikhane'nin desteği ile kurulmuştur. Batı Anadolu­'daki ve Marmara bölgesindeki Rumları örgütle­miştir. Yunanistan yararına çalışmalarda bulunmuştur. Bizans Devletini yeniden kurmayı amaçlamıştır. Mavri Mira'nın alt teşkilatları şunlardır:

a)      Yunan Kızılhaçı ve Göçmenler Cemiyeti:

Rum ve diğer azınlık okullarında silahlı çeteler kur­muştur.

b)      Trakya Rum Komitesi

Doğu Trakya'yı Yunanistan'a katmayı amaçlamıştır. 

2.      Etnik'i Eterya:

Yunanlıların tarihi cemiyetidir. Mavri Mira ile birlikte çalışmıştır. Trabzon ve dolaylarındaki Rumları birleştirerek ve Rum Pontus Devleti'ni yeniden kurmayı amaç­lamıştır. 

3.      Pontus Rum Derneği

Rum Patrikhanesine bağlı olarak çalışan bir örgüttür. Rum Pontus Devletinin kurulması için çalışmıştır. 

4.      Kordos (Rum Göçmenler Cemiyeti)

Anadolu'daki Rumları ayaklandırmıştır. 

5.      Taşnak Sütyun Partisi – Hınçak Derneği

Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermeni Devleti kur­mak amacıyla çalışmışlardır.

Not: Yabancıların kurduğu bu derneklerin ortak amacı, Anadolu’yu paylaşarak kendi devletlerini kurmaktı.

(5) Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Posta Gazetesi Ankara Temsilcisi Hakan Çelik’in dün Kanal 24’te yayınlanan Hafta Sonu Moderatörü programına katıldı

Bakan Günay, programda ruhban okulu tartışmalarıyla ilgili olarak şunları söyledi: "Hem kişisel hem de edindiğim genel eğilim okulun açılacağı yönünde. Şu andaki üniversite sistemine uymuyor ama başka bir formül bulunacak, siyasi bir sorun yok, çalışmalar teknik seviyede devam ediyor. Türkiye’de bir takım Ortodoks dini kurumlarının yönetiminde başka ülkede eğitim görenler mi bizim ülkemizde eğitim görenler mi görevlendirilsin? Bence bizim ülkemizde eğitilenler daha akla yatkın. Zaten açıktı bu kurum. Kıbrıs gerginlikleri nedeniyle kapatıldı. Artık ’dünle beraber geçti ne varse düne ait’ şimdi yeni şeyler söylemek lazım."

Moskova Patriği geliyor

Günay, Temmuz başında yeni seçilen Moskova Patriği’nin de Türkiye’ye geleceğini ve kendisiyle bir görüşme yapacağını söyledi. Bakan Günay Moskova Patriği ile yapacağı görüşmeye İstanbul Rum Patriği Bartholomeos’un da katılacağını açıkladı.

(6) Toptan'dan Ruhban Okulu Açıklaması:

TBMM Başkanı Köksal Toptan, Ruhban Okulu'nun açılmasında hiçbir sakınca görmediğini belirterek, “Ruhban Okulu eski statüsünde açılacak ise Anayasa'nın 24. maddesi, şu haliyle engel. Şayet, Ruhban Okulu ilgilileri, Ruhban Okulu'nun bir devlet üniversitesine doğrudan ya da bir devlet üniversitesinin ilahiyat fakültesine bağlı olmasına razı olsalar, hiçbir sorun yok. Ama benim bildiğim kadarıyla ona yanaşmıyorlar” dedi.

Toptan, TRT TÜRK'te canlı yayınlanan programda soruları yanıtladı. “Ruhban Okulu'nun çözümü konusunda son dönemde Hükümet için de 'Bu için Anayasa ya da yasa değişikliği yapmaya gerek yok, bu iş için siyasi irade yeterlidir. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde sorun çözülebilir' deniyor. Sizce bu yeterli mi, bir siyasi iradeyle çözülebilir mi yoksa bir yasal düzenleme yapmak gerekiyor mu?” sorusuna karşı, olayın iki boyutu olduğunu ifade eden Toptan, şunları kaydetti:

“Olayın bir siyasi irade, bir de hukuki boyutu var. Türkiye'de bu sorununun çözümü konusunda bir siyasi iradenin öteden beri mevcut olduğunu biliyoruz. Sorun, hukuki sorun...

Ruhban Okulu, eski statüsünde açılacak ise Anayasanın 24. maddesi, şu haliyle engel. Çünkü bu madde, din eğitimi ve öğretiminin devletin denetim ve gözetimi altında yapılması gerekliliğini öngörüyor. Bu çerçevede baktığınız zaman, bir özel imam hatip okulu ya da bir özel ilahiyat fakültesi olmaz Türkiye'de. Niye? Bu devletin denetim ve gözetimi altındadır. İşte devlete bağlı imam hatip okulu var, devlet üniversitelerine bağlı ilahiyat fakülteleri var. Sorun burada çıkıyor. Şayet, Ruhban Okulu ilgilileri, başta Sayın Patrik olmak üzere, Ruhban Okulu'nun bir devlet üniversitesine doğrudan ya da bir devlet üniversitesinin ilahiyat fakültesine bağlı olmasına razı olsalar, hiçbir sorun yok. Ama benim bildiğim kadarıyla ona yanaşmıyorlar. O açıdan, Hükümet kanadından yapılan açıklamalar, öyle bir doğruyu ifade ediyor. Ama sadece siyasi iradeyle bunun çözülmesi mümkün değil. Karşı tarafın buna 'evet' dememesi halinde... Öyle denildiği zaman zaten hiçbir sorun kalmıyor. Zaten şimdiye kadar da bu çoktan çözülmüştü. Yanlış hatırlamıyorsam Sayın Hüseyin Çelik'in önerisi vardı; 'Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine bağlı olarak burayı açabiliriz' diye. Ama karşı tarafta böyle bir karşı irade ortaya konulmadığı için çözümsüzlük bugüne kadar geldi. Ya Anayasanın 24. maddesini değiştirmek lazım, bağımsız bir ruhban okulu açılabilmesi için veyahut da bir devlet üniversitesine bağlı meslek yüksekokulu olarak...”

Toptan, “Sizin şahsi görüşünüz nedir, Sizce açılmalı mı?” sorusuna, “Bence hiçbir sakıncası yok” derken, “Hem de onların istediği gibi çok da ilahiyata bağlamadan ayrı bir üniversite olarak..” sözlerine, “Onun için Anayasayı değiştirmek lazım” karşılığını verdi.

“Belki Anayasa değişikliği çalışmalarına bunu da koyarsınız” denmesine Toptan, “Ama o zaman Türkiye'de bir sürü din eğitimi veren okullar açılacak. Onu da tartışmak lazım” karşılığını verdi. Toptan, “Münhasıran buna yönelik bir şey olmaz diyorsunuz” sözlerine karşılık ise, “Gayet tabii... Herkes için yol açılır. Burada bir makulde uzlaşmak mümkündür. Yeni ne olur Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine bağlı bir enstitü ya da meslek yüksek okulu olsa...

Gidip orada Marmara Üniversitesi Rektörü her hafta Ruhban Okulu'nu denetlemez. Niye denetlensin ki? İnattan vazgeçmek lazım” diye konuştu.

(7) Hükümet Heybeliada Ruhban Okulu`nun açılması için harekete geçti.

 Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu`nun isteği üzerine hazırlanan raporda, Ruhban Okulu`nun lise kısmının Milli Eğitim`e yüksek okul bölümünün de YÖK`e bağlı olarak açılması öngörülüyor.

HÜKÜMETİN GÜNDEMİNDEKİ FORMÜL

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, bürokratlarından Ruhban Okulu konusunda yeni bir rapor istedi. Çubukçu`ya sunulan raporda, ikisi lise ikisi de yüksek okul olmak üzere dört alternatif üzerinde duruluyor. Ruhban Okulu`nun lise kısmının meslek ya da din öğretimi veren lise statüsünde olması ve MEB`e bağlı açılması planlanıyor. Ancak bunun için Özel Öğretim Kanunu`nun değişmesi gerekiyor. Ruhban Okulu`nun yüksekokul bölümünün de meslek yüksek okulu ya da YÖK`e bağlı bir üniversite olması planlanıyor. Ancak bunun için de 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu`nunda değişiklik gerekiyor. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, `Henüz olgunlaşmış bir karar yok` dedi.

 (8)  YÖK: Ruhban Okulu açılabilir.

A.A - 9 Temmuz 2009

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması konusunda kendilerinden şu ana kadar bir çalışma yapılmasının istenmediğini belirterek, “Bizce açılabilir. Biz olumlu bakıyoruz” dedi.

YÖK Genel Kurulu, Özcan başkanlığında YÖK'de toplandı.

Toplantıya öğle yemeği arası verildiği sırada Özcan, üyelerle birlikte yemek için ÖSYM'ye geçerken gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özcan, “Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasına ilişkin bir çalışma yapılıp yapılmadığı”nın sorulması üzerine, “Bize hiçbir şey gelmedi. Gelsin karar veririz” dedi.

Bir gazetecinin, “Milli Eğitim Bakanlığı'nın bazı önerileri var. Örneğin, meslek okulu olması tartışılıyor” sözleri üzerine Özcan, “Bize yüksek okul olarak gelirse, ancak öyle ilgilenebiliriz. Öyle bir teklif de gelmedi” diye konuştu.

“Sizin görüşünüz nedir? Açılabilir mi?” sorusuna da Özcan, “Bizce açılabilir. Biz olumlu bakıyoruz” karşılığını verdi. “Üniversitelerde ikinci öğretimde öğrencilerinden alınacak harç miktarlarının bazı programlarda yüzde 100 ve üzerindeki oranlarda artırılması önerisinin tepki çektiği” dile getirilerek, “İkinci öğretim ücretlerini indirmeyi düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine de Özcan, örgün öğretim programlarının ücretlerine sadece yüzde 8 zam yaptıklarını, bunun da enflasyon dikkate alınarak belirlendiğini ifade etti.

Özcan, “İkinci öğretim ücretlerini de biz artırmıyoruz. Üniversitelerden gelen taleplere onay veriyoruz. Bizimle hiç bir alakası yok” şeklinde konuştu. “Üniversitelerden gelen teklifleri siz düşürebiliyor musunuz?” sorusuna da Özcan, “Düşürebiliriz, yükseltebiliriz de... Ama hiçbir şey yapmadık bugüne kadar. Gelen tekliflere aynen onay veriyoruz” yanıtını verdi.

 

 

 

 

 

    Diğer Haberler



























Editörden

TRABZONLULAR BİRLEŞİNİZ

Trabzonlular Birleşiniz. Trabzonlu İşadamları, İşkadınları, Çalışanlar, Genç Kızlar-Erkekler, Okuyan çocuklar Birlik ve Bütünlüğü Sağlamak Sizin Ellerinizde..!
Devamı..
Son Dakika


Günün Sözü

HÜKÜMETLERİN İCRAATI MENFİ OLUP DA MİLLET İTİRAZ ETMEZ VE İKTİDARI DÜŞÜRMEZSE BÜTÜN KUSUR VE KABAHATLERE KATILMIŞ DEMEKTİR.

M.K. ATATÜRK


Anket
KÜRESEL EKONOMİK KRİZ
TEĞET GEÇTİ
DELDİ GEÇMEDİ





Reklamlar












































 



© 2009 Bu Site Ökkeş BÖLÜKBAŞI tarafından hazırlanmakta ve yayınlanmaktadır.
Her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.