SEVGİ GÜNÜNDE BİR VEDA…

Bir telefon geliyor, aslında bu telefonun geleceğini de biliyor olsan hiçbir şey değişmiyor, kilitlenip kalıyorsun işte.!

Paylaş:
  • Google'da Paylaş
  • Facebook'da Paylaş
  • Twitter'da Paylaş

SEVGİ GÜNÜNDE BİR VEDA…

Bir telefon geliyor, aslında bu telefonun geleceğini de biliyor olsan hiçbir şey değişmiyor, kilitlenip kalıyorsun işte.!

Gün birden değişiyor alabildiğine karabulutlar içine çekiliyorsun, oysa bunu da biliyorsun ama ne fayda!

Günler öncesinden vedalaşmaya çalışmış içimden geçenleri sözcüklere sığdırmak istemiştim ama her seferinde bu gidişe isyan ettiğimi fark etmiştim!

Çok sevdiğim yarım yüzyıllık arkadaşımı dostumu yitirdim, hiç kolay olmuyor yüreğinize iniyor…

Biliyorduk çok ciddi rahatsızlığını dilim varmıyor demeye, Çernobil’den sonra ülkemizde çok görülüyor ya hani işte o… O zamanlar… O zamanlar dediğim 26 Nisan 1986 sonrası, olay Rusya’da geçiyor etkisini biz gördük görüyoruz.

Utanmaz bir bakan vardı, ANAP’ın kurucularından eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral bardak bardak çay içip çayda radyasyon yok imajı vermeye alışıyordu.

Biz o zamanki hükümet tarafından, yok sayılmış, önemsenmemiş, kaderine terkedilmiştik, bugün gibi, fark eden bir şey yoktu yani.. Bu ülke çok uzun zamandı milletini halkı sevmeyenler tarafından yönetilmekte…

İşte bunlar yüzünden erken vedalaşıyoruz sevdiklerimizle…

Dostuma veda ederken onun için o kötü haberin geleceğini bilerek içimden geçenleri aktarmışım bir köşeye, mesela;

Öyle çekip gitmek için bunca çaba niye anlayamıyorum, neden.?

Bir acelen mi vardı da ben bilemedim bilemiyorum, sanki bir şeylere mi  yetişeceksin,. Gitme… Gitme giderken çocukluğumuzu da gençliğimizi de götürüyorsun.. Hiç olmazsa sen kal anılar gitsin, anılar gitse bile sen kal… diyorum da dinleyen kim.?

İlle de gideceksin…” diye başlamışım ilk serzenişe… “… Oysa sınıfın en arkasında yeni gelen öğrenciler olarak bizi kabul etmeleri için beklediğimiz zamanları düşünsene…

Altmış yetmiş kişilik sınıfta bodur boylarımıza rağmen en arka sıralara oturtulmuştuk…  o uzun boylu kızlar nedeniyle tahtayı göremeyip birbirimizin defterlerinden yarım kalan yerleri tamamlardık anımsar mısın.? Günler sonra sınıf öğretmenimiz belli olunca –kimyacı Müjgân hanım mıydı sınıf hocamız.?-  Bizi boylarımıza göre oturttuğunda önden ikinci sıralara yerleştirilmiştik, çünkü ilk sıralarda okulun eski öğrencilerine yer verilmişti, yoksa inan bana birinci sırada bile olabilirdik ya neyse, artık sırt omuz görmekten tahtayı görememe sorunumuz kalmamıştı” bunlar ilk tanıştığımız 1969 yılından anılarımızı birlikte ilk paylaşımlarımızdı.

“… İkimizde ürküyorduk ama ben çok konuşkan olduğumdan daha az mı farkediliyordu, yoksa senin sukunetinden mi, kimse bir şey farketmiyordu anımsayamıyorum…”

İşin tuhafı ikimizde Liseye başladığımız okulun yabancılarıydık, ben taşradan gelmiştim İstanbul’a sen başka bir ortaokuldan geldiğin için sözcüğün tam anlamıyla “yabancı”sıydık okulun…

Sonra devam etmişim…”Her sabah kolay mıydı öyle Aksaray’dan Çarşamba’ya gitmek, sabahın köründe yürü babam yürü… İki yokuş çıkardın… Sekizde okulda olacaksın kapıda bir grup öğretmenin denetiminden geçip sınıflara gireceksin.

Öğretmenler de etek boyuna kaşlarımıza yüzümüze bakıp makyaj var mı yoklaması yaparlardı anımsar mısın.?

Biz –cici- öğrencilerdik okul kurallarına riayet eden! Saçlarımız örgülü kaşlardan bir kıl alınmamış, sahi neden ip gibi kaşlar modaydı herkes kaşlarını yolardı.?”

“…Sen bir çift yeşil-ela kocaman gözdün, yüzüne bakınca o bir çift ürkek koca gözler görünürdü bir de etli dudakların arada burnun vardı ama sanırım o pek dikkat çekmezdi… Güzel bakardın, dürüst samimi ama ille de ürkek kaçmaya hazır misali… Sınıfta kendimizi rahat, iyi hissettiğimiz zaman ne zamandı, anımsıyor musun? İşte o zaman senin bakışların rahatlardı…

Biz Fatih’e taşındığımız zaman sen ilk yokuşun ortalarında, bizim eve doğru düz yol alır, sonra beraber, senin için ilk yokuşu tamamlardık.

Renk Ve Zevk Sinemaları’nın önünden geçer, ikinci yokuşu birlikte yürürdük, arada Fevzi Paşa Caddesi’nde uzun bir yolumuz olurdu. Sahi kaçta buluşurduk anımsıyor musun.?

Ya kış günleri yollar karlanınca nasıl zorlanırdık, ama yine de okul girişinde öğretmen kontrol saatine yetişirdik ne hikmetse.!

Gitme… Gitme kal bizimle… 30 Ocak 2022”

Bu notların içinde anılar kaldı, Ama gitti…

Bana bir tek anılar mı kaldı? Hayır ben ona anlatmaya, kimi zaman da yazmaya devam edeceğim..

O her zamanki gibi çok iyi bir dinleyici olacak mutlaka. Belki bir gün onu da gülümseten şeyler olur anlatacaklarım içinde, taki yeniden görüşünceye kadar yazarım ben de.!

Cancağızım, belki doğru dürüst adam gibi, insan gibi insanlar bizlerin farkına varır, önemser de bu ülke güzelleşir yeniden, çocuklarımız torunlarımız mutlu sağlıklı olur.! Umut etmek istiyorum Serpil’ciğim, güle güle uyu yattığın yer incitmesin dostum…


Emel Vildan Düzenli,  14 Şubat 2022, Pazartesi

 

@#ÖkkeşBölükbaşı ©#MedyaGünebakış

Ökkeş Bölükbaşı, İstanbul - Şubat.2021- okkesb61@gmail.com,

http://www.medyagunebakis.com/ - okkesb@turkfreezone.com,

Metni

Diğer Haberler

  • MAORİLER KADAR OLAMADIK.!
  • *KRONOMETRE SIFIRLANDI* ‘MI.?
  • AKTİVİST GAZETECİDEN SAMİMİ İTİRAFLAR.!
  • SEVAP KAZANMANIN YOLLARI
  • SEVGİ GÜNÜNDE BİR VEDA…
  • PAHA BİÇİLEMEZ SİHİRLİ TOHUMU KİM EKECEK
  • NEDİR BU 3.DALGA İLİŞKİLER.?
  • BU GİDİŞE RIZAMIZ DEĞİL, İTİRAZIMIZ VAR.!
  • TÜRK SOLU BUGÜNKÜ KADAR DÖNEK ÇIKARMADI.!
  • BOĞA FERDİNAND KARAŞAHİN PAÇASINI KURTARDI
  • TrabzonSporKlübü

    Nasa

    Kentim_İstanbul

    Doga_İcin_Sanat

    ABD_USA

    Department_State

    TelerehberCom

    Google_Blog

    Kemencemin_Sesi

    Kafkas_Music

    Horon_Hause

    Vakıf_Ay

    Dogal Hayatı_Koruma

    Seffaflık_Dernegi

    Telerehber

    Sosyal_Medya

    E-Devlet

    Türkiye Cumhuriyeti

    BACK TO TOP