GÖRME ENGELLİLERİN EĞİTİMİNDE ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR

Görme Engelliler Alanında Çalışan Sivil Toplum Örgütlerine Düşen Görev Dünyada Görülen Baş Döndürücü Gelişmeleri Günü Gününe İzleyerek Ülkemiz Görme Engellilerine Aktarmalarıdır.

Payla:
  • Google'da Paylaş
  • Facebook'da Paylaş
  • Twitter'da Paylaş

GÖRME ENGELLİLERİN EĞİTİMİNDE ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR

Görme Engelliler Alanında Çalışan Sivil Toplum Örgütlerine Düşen Görev Dünyada Görülen Baş Döndürücü Gelişmeleri Günü Gününe İzleyerek Ülkemiz Görme Engellilerine Aktarmalarıdır. 

Bazı çocuklar doğumdan önce, doğum sırasında veya doğumdan sonra pek çok hastalığa, kazalara veya kalıtımsal (genetik) nedenlere bağlı olarak görme yetisini tamamen veya kısmen kaybedebilirler. Biz bu kişilere genel bir tanım olarak görme engelliler demekteyiz.

Görme engelinin derecesi ne göre de bu insanlar, az görenler ve total körler olmak üzere iki guruba ayrılmaktadırlar. Örneğin Yapılan bütün düzeltmelere rağmen en iyi gören gözündeki görmesi bir bölü/on ya da daha az; görüş alanı da 20 derecenin altında bulunanlara kör denir. Yine yapılan tüm düzeltmelere rağmen en iyi gören gözündeki görmesi 1 bölü /10 ile 2 bölü/7 arasında olanlara da az görenler denilmektedir.

Elbette bu tanımların tıbbi, yasal ve eğitsel olanları arasında farklar bulunmaktadır. Yasal tanımlar nesnel yani kişiden kişiye değişmeyen; eğitsel tanımlar ise özneldir yani her bireye göre farklılıklar gösterebilir. Görme yetersizliğinin pek çok türü varsa da ben burada bunların ayrıntılarına girmek istemiyorum. Ancak şunu belirtmeliyim ki, bundan 50–60 yıl kadar önce Ülkemizde en çok görülen körlük sebepleri arasında Kızamık, çiçek ve trahom gibi hastalıklar ilk sırada gelirken, günümüzde neredeyse bu gibi hastalıklardan kör olan yok gibidir. 

Son zamanlarda ise başta mikro enjeksiyon-akıtma yöntemi ile yapılan tüp bebek uygulamaları olmak üzere özellikle çoklu doğumlarda görülen erken doğmuş (premature) bebeklerin küvezde fazla oksijen ve ışığa maruz bırakılmaları yüzünden ortaya çıkan bebeklik retinopatisi ya da oksijen yanması dediğimiz körlük durumu en ön sıralarda görülmektedir.

Ayrıca Bazı annelerin hamilelik döneminde geçirdikleri hastalıklar ve yetersiz beslenme Gibi nedenler görme özrüne yol açabilmektedir. Yine akraba evlilikleri yüzünden ortaya çıkan ve kalıtımsal nedenlere bağlı olarak soya çekim yüzünden bir ailede çoğu kez birden fazla çocuğu etkileyen körlük nedenleri de ülkemizdeki eğitim seviyesinin artmasına rağmen hâlâ devam etmektedir. 

Çocukların ve yetişkinlerin maruz kaldıkları bazı kazalarda yine ülkemizdeki görme engelli nüfusa hatırı sayılır bir katkı sağlamaktadır. Ülkemizde görme özrünün görülme sıklığı kızlar ve erkekler arasında hemen hemen eşittir.

Hiç kuşkusuz görme özrünün tanılanmasından hemen sonra eğitim etkinliklerinin devreye girmesi gerekmektedir fakat bu o kadar kolay olamamaktadır.

Öncelikle ailelerimizin büyük bir çoğunluğu görme özrünü bir türlü kabullenmemekte uzun yıllar tüm güçlerini ve maddi olanaklarını çocuklarının görme özrünü tedavi ettirmek umuduyla harcamaktadırlar. Elbette bu durumu son derece anlayışla karşılamak gerekir ancak doktordan doktora koşma ve tedavi süreci devam ederken ki bu durum bazen 5–6 sene sürebilmektedir; çocuğun ve ailenin eğitiminin ihmal edilmemesi gerekmektedir.

Çünkü bizler biliyoruz ki çocukların 0–5 yaş arasındaki zihinsel, duygusal ve bedensel gelişimleri çok önemlidir ve bu dönemin iyi değerlendirilememesi ileride düzeltilmesi olanaksız geriliklere yol açabilmektedir. Tabii 0–5 yaş arası dönemin iyi değerlendirilmesi de önce görme engelli çocuğa sahip ailelerin aydınlatılmasına ve onlara moral destek verilmesine bağlıdır.

Ailelerimiz çocuğu görme özürü ile olduğu gibi kabullendiği anda sorunun çözümü başlamış demektir. Zira günümüzde doğumdan itibaren özürlü çocuklara sahip olan ailelere devlet desteği mevcuttur bu destek para yardımı ve eğitim desteğidir.

Şimdilik Ülkemizde özürlü çocuk sahibi olan ailelerimizin çocuğun özürlüğü konusunda yeterince eğitilebildiğini söyleyemeyiz.

Durum böyle olunca da ailelerin görme engelli çocukların gelişimi yetenekleri ve davranışları hususunda beklentileri çok düşüktür. Oysa bu doğru değildir ve çocuğun sağlam kalan duyularına yönelik uyaranlar yeterince verildiği takdirde görme engelli çocuklarda gözleri gören akranlarına yakın gelişim özellikleri gösterebilmektedirler.

Bu çocuklara sahip ailelerimiz bilmelidirler ki görme engelli çocukların 0 sıfır yaştan başlayarak altışar aylık dönemlerde hangi davranışları başarmaları gerektiğini gösteren kontrol listeleri, gören çocuklarla ile karşılaştırmalı olarak hazırlanmıştır ve Bu kontrol listeleri görme engellilere eğitim veren kurumlardan ve rehberlik merkezlerinden elde edilebilir. 

Bu ailelerimiz Ülke çapında hızla yaygınlaşan Rehberlik ve araştırma merkezlerine başvurduklarında kesinlikle geri çevrilmezler ve kendilerine mutlaka gerekli yardım sağlanır. 

Ailelerimizin görme özürlü çocukları için sağlanan her türlü haktan yararlanabilmeleri için, ilk yapacakları şey çocuğun özür türünü ve derecesini Tam teşekküllü bir devlet hastanesinden alacakları sağlık kurulu raporu ile belgelemeleri olmalıdır.

Çocuğun özrünü bildiren bu raporla birlikte ikamet etmekte oldukları yere en yakın Rehberlik ve Araştırma Merkezine başvurdukları taktirde Ülkemizde son zamanlarda yaygınlaşan ve özürlülere destek eğitimi veren özel eğitim ve rehabilitasyon-iyileştirme merkezlerinden tüm giderleri devlet tarafından ödenmek üzere çocukları okul öncesi eğitim alabilecektir. 

Ayrıca İl sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne başvurdukları takdirde de kendilerine ne tür maddi yardımlar yapılabileceğini öğreneceklerdir.

Görme engelli çocuklarımız 4 yaşını doldurduğunda varsa çevrelerinde bulunan görme engelliler okulunun okul öncesi bölümünden şayet böyle bir okul yoksa diğer çocukların devam ettiği okul öncesi kurumlarından yararlanabilirler.

Ülkemizde temel eğitim çağına giren görme engelli çocuklar 6 yaşından itibaren Çeşitli illerimizde bulunan görme engelliler için açılmış olan İlköğretim okullarına gidebilecekleri gibi. Milli Eğitim müdürlüklerince gerekli düzenlemeler yapılmışsa kendilerine en yakın olan kaynaştırılmış eğitim programı yürütülen İlköğretim okullarına devam ederek zorunlu eğitimlerini tamamlayabilirler.

Ancak görme engelli öğrenci kaynaştırılmış eğitime devam edecekse bu eğitim süresince kendisine yardımcı olacak gezici öğretmen bulunup bulunmadığı dikkatle araştırılmalıdır.  Yine çocuklarını kaynaştırılmış eğitim programlarına göndermeyi düşünen ailelerimiz çocuklarının eğitim öğretim sırasında gereksinim duyacağı özel araç gereç ile Braille yazı ile hazırlanmış kitap ve benzeri kabartma ders materyallerinin Kaynaştırma eğitimi veren okulda devlet tarafından ücretsiz olarak karşılanacağını garanti etmelidirler.

Zira bu gibi görme engellilere mahsus özel araç gereçler özel eğitim okullarımızda ücretsiz olarak sağlanmaktadır. Ülkemizde görme engelli çocuklarımızın örgün eğitimini Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Rehberlik Ve Danışma Hizmetleri genel müdürlüğü üstlenmiştir ve Görme engelliler okullarımıza gündüzlü ya da yatılı olarak devam edilmesi mümkündür. Ancak ailelerimiz çok zorunlu olmadıkça çocuklarını yatılı öğrenci yapmamalıdırlar.

İlköğretimden sonra görme engelli öğrenciler gören çocukların devam ettikleri liselere giderler ve burada da Braille yazı ile hazırlanmış olan ders kitapları devlet tarafından kendilerine ücretsiz olarak sağlanır. Lisenin bitiminde ise dileyen öğrenciler üniversite giriş sınavlarına katılarak sınavı kazanmaları halinde tercih ettikleri yükseköğretim programına devam ederler.

Ben bu yazımda görme engellilerin özel eğitiminin ayrıntılarına girmek istemiyorum.

Bunun yerine son günlerde yapılan araştırmalarla ortaya çıkan ve bu güne kadar çok iyi bilinmeyen görme engelli bireylerin bazı özelliklerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bunlardan birincisi Doğuştan kör olan ve hiç ışık algısı olmayan körlerin beyninde bulunan görsel corteksin boş kaldığına göre ne işe yaradığının araştırılmasıdır. Araştırmalar göstermiştir ki körlerde kullanılmayan beyinin bu bölümü diğer duyular tarafından kullanılmakta ve bu sayede hiç ışık görmeyen körlerin dokunma duyuları kuvvetlenmekte ve bunların Braille yazı ile okuma hızları hatırı sayılır ölçüde artmaktadır.

Gerçekten ben de öğrencilik yıllarıma geri dönüp düşündüğümde bu durumda olan arkadaşların kabartma yazıyı benden çok hızlı okuduklarını hayretle hatırlıyorum. O zamanlar bunu bu arkadaşların özel yeteneklerine verirdik. Şimdi bu araştırmaların ışığında Görme engellilerle çalışan özel eğitim öğretmenlerimizin tüm öğrencilerini bu bakımdan yeniden gözden geçirmeleri çok yararlıdır. Yine hemen ilave etmeliyim ki, doğuştan kör olan ve hiç ışık algısı olmayan kişilerde içsel vücut ritmi bozulabildiği için bu kişilerde sık olarak uyku bozukluklarına rastlanmaktadır.

Zira beyinde ışık algısı olmadığından vücut içinde bulunduğu ortamı hep gece zannetmekte ve günün herhangi bir saatinde uykuya dalmakta hiçbir sakınca görmemektedir. Uyku düzeni bozulan bu gibi kişiler için uyku ritmini düzenleyen melatonin hormonunun çok yararlı olduğu görülmüş; başta Amerika birleşik devletleri olmak üzere birçok ülkede melatonin tabletleri doktor kontrolünde kullanılmakta ve çok yararlı olduğu bildirilmektedir.

Öte yandan bilindiği gibi görme engellilerin bağımsız hareketinde en yaygın olarak başvurulan  yöntemler:

Gören bir rehber yardımıyla yürüme, baston kullanma, rehber köpeklerden yararlanma ve şimdi uydu navigasyon (navigation) sistemlerinin de eklendiği elektronik cihazların kullanılmasıdır.. Tabii bunların çoğu Ülkemizde şimdilik bulunmadığından bizde kullanılan en gözde yöntemler yine gören bir rehberle yürüme ve bizim sadık yârimiz olan beyaz bastondur.

Bağımsız hareket eğitiminde ortaya çıkan bir çarpıcı gelişme de işitme duyusunun farklı şekilde kullanılması olup Buna da kısaca echo-location adı verilmektedir. Yani yankı yoluyla yer belirleme olayıdır. Aslında birçok görme engelli bunu zaten yıllardır günlük yaşamlarında ve bağımsız hareket ederken kullanmakta fakat ayrıntılarını ve bu becerinin nasıl daha etkili kullanılacağını bilememektedirler.

KISACA ÖZETLEYECEK OLURSAK:

Her görme engelli kişi yürürken ayakkabısının yapısına ve yürüdüğü zeminin niteliğine göre adımları değişik ton ve şiddette belirli sesler çıkarır. Ayrıca görme engelli kişi baston kullanıyorsa bastonun yere vurulması çok daha güçlü bir ses çıkarır ve bu arada görme engelli kişinin çevresinde bulunan bütün engellerden geriye doğru bir ses yansıması bir yankı gelir. Engel yerden ne kadar yüksekse gere dönen yankı da o kadar güçlü ve net olacaktır.

Yürünen alan tamamen gürültüden arınmış olursa hiçbir görme engelli, önünde park etmiş bir araca çarpmaz.

Hatta daha bastonunu bile dokundurmadan 1–2 metreden önündeki, yanındaki nesnelerin varlığını çıkan seslerden elde ettiği yankı yoluyla hisseder. Yine bir bina içinde yürüyen görme engellilerin hemen hepsi ortam sessiz olmak kaydıyla önünden geçtikleri oda kapılarının açık mı, kapalı mı olduğunu bile derhal hissederler.

Bu algı Görme engelli çocuklar yürümeye başladıkları andan itibaren yani 2 yaş civarında gelişmeye başlar. Ancak o dönemde görme engelli çocuğun elinde baston ve ayağında da kuvvetli ses çıkaran sert topuklu bir ayakkabı olmadığından bu gibi çocuklarımızın önlerindeki engellere birkaç kez çarpıp kafalarını incittikten sonra korunmak için ellerini uzatarak veya ellerini şıkırdatarak ya da dil ve dudaklarını şaklatarak ses çıkarıp yankı elde ettiklerini çoğumuz ilgi ile izlemişizdir.

Ancak çoğu gözü gören kişiler bunun bir oyun olduğunu zannederler fakat olay yarasaların kullandıkları tekniğin hemen hemen aynısıdır.

Ancak yarasaların kulakları 200 bin frekanslı ses dalgalarını algılayabildiğinden onların bu yöntemle yer ve yön belirlemeleri bir radar hassasiyeti ile gerçekleşmektedir. İnsan kulağı ise ancak 20 bin frekansa kadar olan sesleri duyabilmektedir.

İşte bunu keşfeden bağımsız hareket öğretmenleri şimdi bu eko yönteminin eğitim yoluyla körlerde daha erken yaşlardan itibaren ve daha etkili ve kesin sonuçlar verecek şekilde kullanılmasının bu engelli çocuklara eğitim yoluyla kazandırılmasına çalışmaktadır.

Kendileriyle görüştüğüm İngiliz bağımsız hareket öğretmenleri Echo-Location yönteminin etkili öğretimi sonunda görme engelli bireylerin eko yoluyla yalnızca çevrelerindeki engelin farkına varmakla kalmayıp,  bu nesnelerin direk mi ağaç mı yoksa taşıt aracı mı olduğunu bile anlayabildiklerini belirtmişlerdir. 

Korkarım ki Ülkemizdeki bağımsız hareket uzmanları bu alanda görme engelli çocuklarımıza herhangi bir eğitim verememektedirler.

Bunun en önemli nedeni de Öğretmenlerimizin çağdaş gelişmeleri izleme ve kendilerini yenileme konusunda pek vakit ayırmamalarıdır. Yine Çok açıklıkla belirtmeliyim ki Eğitim sistemimiz içinde öğretmenlerin sürekli kendilerini yenilemelerini zorunlu kılacak bir önlem de bulunmamaktadır.

Son 20 yıl içerisinde görme engellilerin eğitim-öğretimlerinde ve çalışma yaşamlarında gelişen teknoloji sayesinde önemli aşamalar kaydedilmiş, Özellikle bilgisayar teknolojisi ve diğer elektronik araçlar görme engellileri daha bağımsız kılmıştır. Böylece, görme engellilerin sahip oldukları yetenekleri daha kolay ve daha etkili ortaya koymaları mümkün olabilmektedir.

Ayrıca bilgiye ulaşma konusunda önceleri tamamen başkalarına bağımlı olan görme engellilerin önünde şimdi sınırsız dünyalar açılmıştır. Ancak bu gelişmeler klasik eğitim araçları ile modern araçlar arasında kalan görme engelliler için bazı sorunlar çıkmasına neden olmuş gibi görünüyorsa da bu araçların birbirlerinin yerine geçmesi söz konusu değildir.

Yeter ki eğitimcilerimiz her aracın önemini ve gerekliliğini söz ve davranışlarıyla çocuklarımıza kavratsınlar.

Ancak devrini doldurmuş araç ve yöntemlerin insan hayatını kolaylaştıran, üretimi artıran ve sonuçta insan zenginliğini ve refahını artıran teknolojilere direnmesi tarih boyunca olduğu gibi bugün de söz konusu olamayacaktır ve her şey tarihteki yerini almak zorundadır.

Her gün biraz daha küreselleşen Dünya’mızda Ülke yöneticilerimize düşen şey; tüm görme engellilerimizin çağdaş gelişmelerin nimetlerinden uygun şekilde yararlanmalarını sağlamaktır. Oldukça pahalı olan görme engellilere yönelik teknolojik araçların devletin maddi desteği ile görme engellilere kazandırılması uygar toplumun ve sosyal devletin gereklerindendir.

Öte yandan görme engelliler alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerimizin üzerine düşen şey de Dünyamızda görülen bu baş döndürücü gelişmeleri günü gününe izleyerek Ülkemiz görme engellilerine tanıtmaları;  bu araçların temininde ilgililere rehberlik yapmaları ve görme engellilerin bu araçlara en ucuz şekilde sahip olmalarını sağlamalarıdır...

            Adil Koçak, Okul Psikoloğu Ve Rehber Öğretmen

@ #ÖkkeşBölükbaşı © #medyagunebakis.com, #ToplumsalMuhalefet,

 

http://www.altinokta.org.tr/yazardetay.asp?idnourun=88

Diğer Haberler

  • DARBE KİMDEN GELİRSE GELSİN KARŞIYIZ..
  • TRABZONLULAR BİRLEŞİNİZ
  • SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI…
  • KUL VE MAHLÛKAT HAKKI..
  • ADAM OLMAK–OLAMAMAK VE GAZETECİLİK
  • SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI..
  • DERNEKLER KANUNUNA MUHALEFET
  • TrabzonSporKlübü

    Nasa

    Kentim_İstanbul

    Doga_İcin_Sanat

    ABD_USA

    Department_State

    TelerehberCom

    Google_Blog

    Kemencemin_Sesi

    Kafkas_Music

    Horon_Hause

    Vakıf_Ay

    Dogal Hayatı_Koruma

    Seffaflık_Dernegi

    Telerehber

    Sosyal_Medya

    E-Devlet

    Türkiye Cumhuriyeti

    BACK TO TOP