YAŞAM KOKUYOR TOPRAK

YAŞAM KOKUYOR TOPRAK ÖNCEDEN GÖMÜLENLER FIŞKIRDI FIŞKIRACAK!.. Büyük şehrin gürültüsünden uzaklaşıp da sade bir köy yaşamının içine girdiğimde, yaşamın ertelenerek yok edilen; asıl yaşanılması gereken yanlarını arıyorum!…

Payla:
  • Google'da Paylaş
  • Facebook'da Paylaş
  • Twitter'da Paylaş

YAŞAM KOKUYOR TOPRAK

ÖNCEDEN GÖMÜLENLER FIŞKIRDI FIŞKIRACAK!..

Büyük şehrin gürültüsünden uzaklaşıp da sade bir köy yaşamının içine girdiğimde, yaşamın ertelenerek yok edilen; asıl yaşanılması gereken yanlarını arıyorum!…  Hepsi de  baştan aşağıya ‘insanca’ olan; bir özlem olarak geçmişte kalıp, önümüzden akıp giden; rezerv leri bulunmayan; baş döndürücü bir hızla tüketilen değerleri arıyorum!... İlk bakışta göze çarpan bozulmalar: Hiçbir zaman bizden olmayan usulen selamlaşmalar, sahte gülümsemeler!… Hepsi de siyaset denen rezillikten yaşamımıza katılanlar!...

Şöyle kucaklayıp da bir dostunu sıkıca saramayacaksan; sağ elini kürek kemiği üstüne yerleştirip sıvazlayamayacaksan sırtını; arkasından da ağız dolusu bir küfür sallayamayacaksan onu kandırıp insanlıktan çıkartanlara; yaşama ne   katar senin selamın?.. Sadece kulak tırmalar boş zarftan farksız lakırdıların!…

Buralarda fasulye hereği’ ile ölçülen tarlalar günden güne küçülüyor; bir çadır sığacak kadar toprağı çok görüyorlar yaşamını tamamlayıp göçenlere… Ayakuçlarından da bir miktar çalınıyor; hayır-hasenat işidir, sevabı çok olur’ diyerek yola katıyorlar Yeni kuran kursları açmak’ için vatandaş birbiriyle yarıştırılıyor; bu yolda üstünü başını parçalayanlar var; yanı başlarında yoksulluk can acıtıyor!… 

Bu şekilde Cennet kapısının aralanabileceği fikri satılıyor; öteki dünya için ‘Cennet garantili’ mezar yeri bile var!…  Ölenlerin geriye bıraktıklarına: Canlarına-ciğerlerine, aşklarına karşı bir görevi olmadığına inananlar; yaşamını tamamlayanların son gününde ve tuhaf bir gönül rahatlığı içinde   ‘son görev’ lerini yapıyor!… Ölenle ölünmüyor ama,  yaşarken can ciğer kuzu sarması diye tabir edilen ilişkiler, göz göre göre toprağa gömülüyor!… Yaşamın  uç noktasında dahi, en yakında bir yerde  olması gerekenler; birden bire buharlaşıp gökyüzüne uçuveriyor’!..  Yaşama dair olan ama ufak-tefek gibi görünen, çıkar a dayanan en ilkel ilişkiler, insanları küçülebileceğinden çok daha fazla küçültüyor!… Sömürge reisleri nin acımasızlık felsefesi’, körpecik beyinlerde yeşertiliyor!… İnsanları bu dünyaya ait olan yaşamdan kopartmak için adım başında kurulan ihanet fidanlıkları’  insanca ve hakça olan her şeyi kara delik gibi yutarak bitiriyor!...

Sonunda kendi ellerimizle kocaman bir mezarlığa döndürdük dünyamızı!…  Bekçi miyiz, yoksa gömülmeyi bekleyen sıradakilerler mi bilmiyoruz!… Doğal olarak da yaşama dair olan güzel şeyler üstüne konuşan kalmadı aramızda!.. Cenaze levazımatçıları ölülerden açıyorlar sohbetleri, ölülerle kapatıyorlar gündemi!… Geride kalanlarla bir türlü ilgilenemiyoruz, feryatlar gökyüzünü yırtıyor!…  Sorsalar böyle yapmakla maneviyatımızı güçlendiriyoruz… Gerçekte ise, kendi felsefesinden habersiz; küreselleşme saçmalığı içinde günden güne  madde’ olup çıkıyoruz!…

***(Aynı adamdan alkollü iken gelen; DİKEN GİBİ ÖĞÜTLER!...)

Birinciler on dakika öylece beklerken buğulu bardaklarda; ellerimizi balkon demirlerinin korkuluklarına dayayıp ayakta;  anlatılması zor bir saygı duruşuyla;  bulutların arasından oluşan boşluktan yıldızları seyrettik… Çocukluk günlerimiz; özlemini çekip hiçbir zaman elde edemediklerimiz; kısaca tüm keşke dediklerimiz; birerli sıra halende, tören yürüyüşüyle geçti önümüzden… Sonra, akıl sağlığımıza’ diyerek bir bilinmeze kaldırdık kadehlerimizi… O gece komşu evden bozuk bir Arap şivesi ile gelen hatim seslerine karışıp gitti anason  çiçeklerimizin kokusu!...

(Buradan itibaren yazılanlar; ikinci kadehleri doldurduktan sonra, sağ işaret parmağı ile bardağın ağzından gıcırtılı  sesler çıkartan adamın söylediklerinden aklımda kalanlardır.)

Yaşam denen tek perdelik, bu  provası olmayan oyun da,  özendiğimiz kişi rolünü oynamayı bırakıp da kendimiz olduğumuzda kimlik bunalımından da kurtulacağız evvel Allah!...  Aksi halde kişilik sorunları çıkacak arkasından, o zaman daha çok yorulacağız!.. Tanrı’ya dua edip;  sabah akşam da kullarına yalvarma yerine, yapmayı’ denesek bir kez;  yemin ederim başaracağız!… Göreceksiniz isteklerimiz bir bir yerine gelecek!… Yaradılıştan gelen yeteneklerimizin farkında olabilsek eğer, bir de değiştirmeyi denemeden  ve kıskançlık etmeden kabul edebilsek birbirimizi; güçlerimizi birleştirmeyi’ de becereceğiz!… Babadan gelen milyarlarca tohumdan yaşama şansını yakalayan her birimiz, kötü kaderimizi de yenerek değiştirebileceğiz!…

Bu nedenle hafife almamalıyız öz gücümüzü, hepimiz tahmin edemeyeceğimiz kadar önemliyiz!…(İkinci kadehler bittikten on beş dakika sonra, üçüncü kadehe biraz fazla dem koyan aynı adam, işaret parmağını birinci boğumuna kadar rakıya sokup, soluklanmadan konuşuyordu…)

Önce kendimizi sevmeliyiz… Bu birinci mesele… Bir de haksızlık ettirmemeliyiz kendimize… Hak ettiğimiz kadar da değer vermeliyiz her birimize… Tevazu denin illetin ‘iki kere övülmek isteğinden’ kaynaklanan bir hafiflik olduğunu bilmeliyiz… Bu nedenle de boşuna yere eğilip bükülmemeliyiz!...  Elmanın bir yarısını erkek diğer yarısını kadın,  bütününü ise  insan gibi bilmeliyiz!… Bir yerde elmanın bir yarısı yoksa, orada  insanlığı boş yere aramamalıyız!... İnsanlığın prototipi(*)  ilk insanın  Adem gibi cinsiyetli olmadığına inanmalıyız!…  Cinsiyeti ve ondan türetilen ‘namus’ gibi  değerleri  önümüze dizilmiş  engeller gibi görmemeliyiz!...  Tanrı’nın insanı yaratırken, ona özgüleyerek verdiği hiçbir şeyi kendimize yasak etmemeliyiz!… Alın size bir örnek: “erkekler ağlamaz”, kadından imam olmazdememeliyiz!…(Yanı başımızda ölenin affedilmesi için dualar edilirken, dördüncü kadehler doldu kendiliğinden…) Sağ iken şeytan gibi gördüklerimizi,  nedendir bilinmez, öldüklerinde bizim gittiğimiz yerde (Cennet’te) görmek isteriz!...” (**) Bu nedenle onları acımasızca eleştirir, ‘gıybet’ (***) ederiz…  Bu da ‘tebliğ etme’ (****) gibi  bir diğer kutsal görevimiz!...

Aklınıza zar zor gelebilen en güzel sözleri, sakladığınız kişiye söyleyemezseniz; hiç yaşanmamış gibi dip diri duran duygularınızın muhatabına bir selam veremezseniz; sevdiklerinize, onları sevdiğinizi her fırsatta belli edemezseniz; paylaştıkça paylaştıklarınızın çoğalacağını da hissedemezsiniz!… Paylaşmanın keyfini çıkartamazsınız!... Hiçbir zaman ‘paylaşacak bir şeyim yok’ diye düşünmeyiniz!… En basitinden soluduğunuz havayı  ikiye bölmeyi deneyiniz!…

(Bu arada bir sinek düştü bardağa… Rakı parmak boyundan aşağıda kaldığından, sineği kurtaramadık daha… Su ilavesiyle biraz yükselttik yukarıya… Sonra da özgür bıraktık… Bardağa biraz daha ‘dem’  mi koysak, yoksa hayatı mı doldursak?...)

Yarın göçüp gittiğimizde, bizi yaşatacak olan neleri bıraktık geriye?.. Bu soruyu atlayarak devam edemeyiz bu sohbete… Kocaman bir dalga gibi bizi altına alacak kara toprağa, elbette günü geldiğinde borcumuzu ödeyeceğiz…  Ama ‘yaşarken ölmek’ diye tabir edilen borç  kimlerden miras kaldı bize?... Bir de bu soruyu irdelemeliyiz… Bir gün koynuna girip uyumayı düşlediğimiz yaşam kokan toprağın, bugün neden sarılamıyoruz boynuna?... Neden “Usta bir elin fırçasından süzülen boyanın, hüzünlü bir şarkının tınısını ile birleştiği yerdedir benim eserim!” diyemiyoruz… Bu nedenle de makineli tüfek namlusundan çıkan mermiler kadar etkili ve boyumuzdan oldukça büyük(!) sözleri ‘bu kafa’ ile  söylemeliyiz!…

Ters çevirdiğimiz ‘kavanoz dipli bardağın altı ile darbuka çalınmıyor ama, Cumhuriyetin bütün ekonomik değerleri bir şekilde çalınıp satılıyor elin gavuruna… Kadehlerimiz bitti;  üstümüzdeki açılan bulutlardan  göğün kapısı’ görünmedi daha!...  Yıldızların şu parlak olanı Çoban Yıldızı mı bilmiyoruz!…  Ama çoban ateşleri nin Anadolu’nun her köşesinde yakıldığını,  rüzgarın sıcaklığından hissediyoruz!…

Av. Cemil CAN - 03.08.2009

DİPNOTLAR:

 

(*) Prototip: İlk örnek, model

(**) Bu doğru tespit; emekli  edebiyat öğretmeni Yılmaz Özbay’a aittir…

(***) Gıybet:  Dedikodu

(****)Tebliğ Etme: "Be-leğa" fiilinden gelen bu terim, peygamberlerin görevleriyle ilgili olarak, aldıklarını aktarma, bildirme, haber verme anlamında kullanılır.

 

 

 

Diğer Haberler

  • TÜRKİYE'NİN MEDYA HALİ & BALKAN ÜLKELERİ
  • ÜÇ YILDIR DİRENEN BOĞAZİÇİLİLER VE NAZIM
  • İSKİ'YE HAK ARAMAYA GİTTİLER, KOVULDULAR
  • MEDYA DÜNYASINI ÜZEN ÜÇ KAYIP
  • YENİ “DOSTUMUZ” İNGİLTERE... HAYIRLI OLSUN.!
  • 100’ÜNCÜ YILINDA TÜRKİYE FOTOĞRAFI
  • TÜRKİYE’DE SOSYAL DEMOKRASİ
  • LGBT VE 250 BİN KİŞİLİK GÖSTERİ
  • FELAKETİN DEMOGRAFİK ETKİSİ
  • ABD TÜRKİYE İLİŞKİLERİ BOZULABİLİR Mİ.?
  • TrabzonSporKlübü

    Nasa

    Kentim_İstanbul

    Doga_İcin_Sanat

    ABD_USA

    Department_State

    TelerehberCom

    Google_Blog

    Kemencemin_Sesi

    Kafkas_Music

    Horon_Hause

    Vakıf_Ay

    Dogal Hayatı_Koruma

    Seffaflık_Dernegi

    Telerehber

    Sosyal_Medya

    E-Devlet

    Türkiye Cumhuriyeti

    BACK TO TOP