Reel Sektör Ve İşsizler Kaybetti

Reel Sektör Ve İşsizler Kaybetti Finans tarafı kazandı, reel sektör ve işsizler kaybetti. Küresel krizin en kötü aşamasına gelmesinden bu yana bir yıl geçmiş. Dünyanın en büyük bankalarından biri batmış, diğerleri sıradayken finansal piyasalarda kan gövdeyi götürüyordu.

Payla:
  • Google'da Paylaş
  • Facebook'da Paylaş
  • Twitter'da Paylaş

Reel Sektör Ve İşsizler Kaybetti

Finans tarafı kazandı, reel sektör ve işsizler kaybetti.

Küresel krizin en kötü aşamasına gelmesinden bu yana bir yıl geçmiş. Dünyanın en büyük bankalarından biri batmış, diğerleri sıradayken finansal piyasalarda kan gövdeyi götürüyordu.

Kriz Temmuz 2007 Temmuz ayında başlamasına karşılık dip seviyesini Eylül 2008, Kasım 2008 ve Mart 2009'da buldu. Metin Ar'ın deyimiyle kriz üçlü dip yaptı. 9 Mart'ta başlayan toparlanma güçsüz kar realizasyonlarını aşarak bugüne kadar geldi.

*Dünya borsalarının ortalama değeri en yüksek noktalarının sadece üçte bir aşağısında. Türkiye Borsası da rekor düzeyini yakalamasına yüzde 20 kalmış. Finansal piyasalardaki kriz bitmiş. Reel ekonomide de resesyonlar son buluyor.

Geldiğimiz aşama durgunluk aşaması. Henüz canlanma dönemine girmedik.
Dünya G-20, merkez bankaları ve hükümetlerin öncülüğünde koordineli bir şekilde canlanmaya kadar bol ve düşük likiditenin devam ettirilmesi peşinde. Krize karşı nasıl koordineli bir hareket içine girebildiler ve bu da pozitif sonuç verdiyse şimdi canlanma sağlanana, hatta garanti alına alınana kadar, piyasaya sürülen bol likiditenin erken geri çekilmesini önlemeye çalışıyorlar.
*Kriz hem finansal hem küresel ve de önlemleri de koordineli ya da küresel olunca, geçmiş krizlerde farklı sonuçlar doğurabiliyor.


*İlk ve önemli bir sonucu bütün dünyada faiz oranlarının birlikte düşürülmesi oldu. Türkiye'de faiz oranları ilk kez tek haneli rakamlara indi.
*Faizler birlikte indirilince ulusal paraların birbirine karşı değerlenmesi veya değer kaybetmesi olmadı. Ya da çok sınırlı kaldı. Bu durum krizde devalüasyon yaşanmamasını beraberinde getirdi. Böylesi bir büyük krizin devalüasyonsuz atlatılması Türkiye'de şirket bilançolarının bozulmasını, hatta şirket batışlarını önledi.
*Devalüasyon olsaydı bundan şirket dünyası ve döviz borcu olanlar zararlı ama döviz fazlası olan yerli tasarruf sahipleri karlı çıkacaktı. Yerliler ilk kez bir krize karşı bu kadar hazırlıklı, pozisyon almış durumda girdiler.
*Yerlilerin bir başka karı da, bu krizde altın fiyatlarının yükselmesinden meydana geldi. Türkiye geleneksel altın tasarrufu en yüksek ülkelerde biridir. Altın fiyatlarının bin dolar civarına yükselmesiyle de satışa geçiyorlar. Bu yolla yılın ilk aylarında Türkiye 5 milyar dolarlık altın ihraç eder hale bile geldi.

*Altın ithal eden bir ülkeden Türkiye bir kaç aylığına da olsa altın ihraç etti. Yerliler altın bulundurmalarından dolayı bu krizden karlı çıktı.


*Faizlerin koordineli bir şekilde düşürülmesi de bu enstrümana yatırım yapanları karlı çıkardı. Geçmiş krizlerde faizler yükselirdi. Bu yükselişlerden de faizde pozisyon almış olanlar belli bir kayba uğrardı. Bu kez kayıp yerine kara bıraktı. Tasarruf sahipleri bir de faizden kazandı.
*Faizin düşmesinden kazançlı çıkan bir kesim daha kredi borcu bulunan şirketler kesimi oldu. Şirketlerin faiz yükü düştü.
*Krizin önleminin "sonuna kadar likidite ve düşük faiz" olması finansal kesimi, finansal piyasalara yatırım yapanları, özellikle de bankaları karlı hale getirdi. Fazla likiditeye ulaşma imkânı olanlar bu düşük maliyetli parayla kriz ortamında yeni kredi verme yerine finansal piyasalarda ve borsalarda alıma geçtiler. Hem borsalar hem emtia fiyatlarının 2009 yılındaki artışı ekonominin canlanmasından ziyade ellerinde fazla para olanların değerlendirilmesi ve spekülasyonudur. Yoksa kitleler yeniden piyasalara dönmüş değil. Belki düşük maliyetle para bulanlar alım yaparak şimdi kitleleri piyasalara bekliyor. Bu nedenle piyasalar olaylara ve haberlere hep olumlu tarafından bakmaya çalışıyor.


*"Sonuna kadar likidite ve düşük faiz"in etkisiyle parayı değerlendirecek yer arayışı veya risk iştahının artışı, Türkiye'de yabancı portföy yatırımlarında da kendini gösteriyor. Ağustos sonunda yabancı portföyü 77,5 milyar dolara yükseldi. Şubat ayında bu rakam 43 milyar dolara inmişti. Altı aylık artış yüzde 80'i bulmuş. Bu artışın önemli bölümü borsanın yükselmesinden kaynaklansa da yabancıların hem hisse senedi hem de bono yatırımları mutlak rakam olarak artmış durumda.
*Türkiye piyasaları son bir yıl içinde IMF ile anlaşma yapılacağını defalarca satın aldı. Şimdi umutlar giderek azalıyor. Çünkü zaman da geçiyor. Türkiye piyasalarının son haftalarda dünya piyasalarının altında performans göstermesinin nedeni budur. Ama piyasalar bir türlü IMF umudunu yitirmek istemiyor, ya da böyle bir dala sarılmak istiyor. Bu açıdan hem Orta Vadeli Programı hazırlayan Ali Babacan'ın hem de Başbakan'ın önümüzdeki günlerdeki açıklamaları önemli olacak.

Abdurrahman Yıldırım

– HT -14.09.2009 17:28:41

 

 

Diğer Haberler

  • DAR KORİDOR: LİBERALİZMİN LİBERAL ISLAHI
  • S-400’LERİN ALTINDA YATAN KORKUNÇ GERÇEK.!
  • TÜRKİYE'NİN SUDAN’DA KİRALADIĞI ARAZİLER TEHLİKEDE
  • EKONOMİDE KENDİNİ BEĞENMİŞLİK
  • ŞEKERDE BÜYÜK OYUN VE TEHLİKE
  • ASGARİ ÜCRETİN ADI İNSANCA ÜCRET OLSUN
  • YENİ VERGİLERİNİZ HAYIRLI OLSUN.!
  • STAGFLASYON.? RESESYON.? POLİTİKA FAİZİ.?
  • ENFLASYONLA TOPYEKÛN MÜCADELE BÜYÜYOR.
  • TÜRK TELEKOM SOYGUNU HAKKINDA.!
  • TrabzonSporKlübü

    Nasa

    Kentim_İstanbul

    Doga_İcin_Sanat

    ABD_USA

    Department_State

    TelerehberCom

    Google_Blog

    Kemencemin_Sesi

    Kafkas_Music

    Horon_Hause

    Vakıf_Ay

    Dogal Hayatı_Koruma

    Seffaflık_Dernegi

    Telerehber

    Sosyal_Medya

    E-Devlet

    Türkiye Cumhuriyeti

    BACK TO TOP