CUMHURİYET KURTARILMAYI BEKLİYOR.!

CUMHURİYET’İMİZİ KORUMAYI BECEREMEDİK. CUMHURİYET’İMİZ DE BİZİ KORUYAMIYOR.!

Paylas:
  • Facebook'da Paylaş
  • Twitter'da Paylaş

CUMHURİYET KURTARILMAYI BEKLİYOR.!

CUMHURİYET’İMİZİ KORUMAYI BECEREMEDİK.

CUMHURİYET’İMİZ DE BİZİ KORUYAMIYOR.!

Bugün Türk Milletinin Görevi, Savunamadığı

Bağımsızlığını ve Cumhuriyet'i Kurtarmaktır.!

BUGÜN TÜRK MİLLETİNİN GÖREVİ, KORUYAMADIĞI VE

SAVUNAMADIĞI BAĞIMSIZLIĞINI VE CUMHURİYET’İNİ KURTARMAKTIR.

Büyük Türk Milleti,

En büyük gururu, büyük Türk milletinin bir parçası olmak olan bir yurttaşınız olarak, en kıymetli hazinemiz Cumhuriyet’imizin 100. yılında size içimi dökmek istiyorum.

Birinci vazifemiz olan, Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyet’ini değil ilelebet 100. yılına kadar bile koruyamamış ve savunamamış olmanın derin acısını hissediyorum. Bunun hepimiz için çok ağır bedelleri olduğunu yaşıyorum ve daha da fazlasının olacağının kaygısını taşıyorum.

Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının, imkânsız şartlar altında büyük fedakârlıklarla bize armağan ettiği, güzeller güzeli biricik vatanımıza ve biricik Cumhuriyet’imize sahip çıkamamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Cumhuriyet’in 100. yılını kaygılar içinde kutlamanın dayanılmaz ağırlığını taşıyorum.

Bizzat Atatürk tarafından çağdaş, demokratik ve hak temelli yaşam değerleri üzerine inşa edilen ve Cumhuriyet tarihi boyunca kurumsallaşmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün kurumları bila istisna, iktidar eliyle bilinçli ve planlı bir şekilde çeşitli ölçülerde örselendi, bozuldu, işlevsizleştirildi.

Kimileri kısmen, kimileri daha büyük oranlarda zayıflatıldı, yozlaştırıldı, kimileri korkunç kamu zararı göz ardı edilerek kurumsal hafızalarıyla birlikte komple tasfiye edildi.

2003’ten itibaren en az 10 yıl boyunca devletin yaptığı bütün sınavların soruları çalınarak yandaş tarikatlara ve cemaatlere verildi, fırsat eşitliği ve adil rekabet yok edildi. 

Devletin nitelikli ve tecrübeli insan kaynağı da ehliyetsiz ve liyakatsizlerle yer değiştirdi. 

Bu yasadışı, bağnaz hurafe yuvalarının içinde, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, laiklik ve çağdaş değerlerin düşmanı olarak yetiştirilenler, devletin her kademesine yerleştirildi.

Yaklaşık 500.000 tarikat mensubu, ülkenin bin bir güçlükle oluşturabildiği yetişmiş insan kaynağıyla yer değiştirildi. Ehliyet ve liyakatle birlikte devlet aklı da tabi ki yok edildi. 

Bugün devletin en önemli kurumları, Cumhuriyet düşmanları tarafından ve onlarla iş birliği içinde hareket eden kendi çıkarlarından başka hiçbir şeyi düşünmeyen ahlâksızlar tarafından ele geçirilmiş durumda. Bu nedenle pek çok konuda her gün korkunç bedeller ödüyoruz.

Olağanüstü birikimiyle birlikte Hıfzıssıhha Enstitüsü kapatıldığı için, pandemi sürecinde daha çok bedel ödedik, daha çok can kaybı verdik.

Türk Hava Kurumu’nun müthiş Ateş Kuşları orman yangınları söndürme filosu adice yalanlarla dağıtıldığı için, 2021 yılında, Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangınlarında ormanlarımızı söndüremedik ve 140.000 hektarla, yıllık ortalamanın en az 15 katı orman kaybı ve devasa bir ekosistem kaybı yaşadık.

Türk Silahlı Kuvvetleri afetlerle mücadele sisteminin dışına çıkarıldığı ve destek grubu diye arka planda bir yere konumlandırıldığı için, 6 Şubat 2023 depremlerinde normalden çok daha büyük can kaybı yaşadık, sağ kalan depremzedeler çok daha büyük sıkıntılar yaşadılar çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin olağanüstü şartlar için hazırlanmış, her koşulda çalışacak.

İletişim, ulaşım, lojistik, insan gücü, etkin, doğru ve hızlı karar alma mekanizmaları gibi devasa imkân ve kabiliyetlerini ilk dakikalardan itibaren kullanmadığımız için, Türkiye’nin 1999’dan çok daha hazırlıklı haldeki gerçek arama kurtarma kapasitesini de ilk dakikalardan itibaren etkin ve verimli bir şekilde kullanamadık. Olan talihsiz yurttaşlarımıza ve geride kalanlarına oldu. 

Bugün Ege’de 20 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı düpedüz Yunan işgali altındadır ve bize karşı silahlandırılmıştır. Her ikisi de yasadışıdır ve uluslararası hukuka aykırıdır ama iktidar, Türk ordusunu Anayasa’ya aykırı olarak durdurmakta ve bu konuda bir şey yapılmasına müsaade etmemektedir.

Ben bu konuyu yandaş kanal AHaber’de dile getirdiğim ve "Türk Adalarını ve Kayalıklarını, vatan toprağını yabancılara terk etmek vatana ihanet suçudur ve gün gelecek sorumluları yargılanacaktır" dediğim için, bugün FETÖ’cülükten hapiste bir savcı marifetiyle Cumhurbaşkanı’na hakaret ve tehditten 5 yıl hapisle yargılandım. AKUT’a yapılan iktidar darbesinin başlangıcını da bu kumpas dava oluşturmuştu.

AKP Türkiye’sinde Cumhuriyet’in hukukun üstünlüğü felsefesi üstünlerin hukukuyla yer değiştirmiştir. Suç işleyen iktidar mensuplarına hukuk işlememektedir.  

Bugün küresel uyuşturucu baronları Türkiye’de kıran kırana çarpışıyorlar mafya liderleri bile komik cezalarla dışarı çıkarılıyor.

Interpol’ün aradığı yabancı uyuşturucu baronu mafya liderlerine Türk kimliği verilerek ülkemizde korunuyorlar. Bugün Türkiye, Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun yeni uyuşturucu merkezidir ve sık sık tonlarca uyuşturucu yakalandığı halde, işin başındaki kişilere asla ulaşılamamaktadır.

İktidardakiler ve yandaşlar, kendi suçları hakkındaki haberlere veya istemedikleri her tür habere her seferinde yayın yasağı getiriyorlar. Dahası, insanlığın ortak bilgi havuzu olan internetteki, Google’daki kendileriyle ilgili olumsuz haberleri de mahkeme kararlarıyla yurt çapında ve/veya dünya çapında kaldırtıyorlar. Gelecekte insanlar araştırma yaparken bunların gizledikleri kötülüklerini çok zor bulabilecekler.

Cumhuriyet’in milli ekonomisi ve vergi hukuku bile artık yandaşları koruyan, fakirden alıp zengine veren bir halde. 21 yıldır devam eden olağanüstü bir servet transferiyle yaratılan oligarklara, milyarlarca liralık vergi borcu afları getirmesine rağmen, emeklilere uygun destek bile sağlayamayan bir hale getirilmiş durumdadır.

Zengin daha zengin, yoksul daha yoksul olmuştur. Küçük bir azınlık yağmalanan ülke kaynaklarıyla süper zenginleşirken, toplumun bugüne dek hiç olmadığı kadar geniş bir kesiminde yoksulluk kronikleşmiş, derinleşmiş ve çok sayıda insan yardıma muhtaç hale gelmiştir.

 

Son yıllarda sağlıksız beslenmekten Türk çocuklarının boyu kısalmıştır. 2020’lerin Türkiye’sinde bu utanç da hepimize yeter artık şanlı Türk tarihi içinde.

Onca Anayasal Kuruma rağmen Siyasal İslam’ı o kadar başıboş bıraktık ki görgüsüzlüğünün, acımasızlığının ve kötülüğünün ölçüsü sınır tanımadığı içini sistemi sürdürülemez şekilde hasara uğrattı ve olağan işleyiş her yerde çöktü. Bedellerini her gün, hepimiz, herkes, hep birlikte çeşitli biçimlerde ve sürekli ödüyoruz ve daha ödeyeceğiz.

Çocuklarımızın masum zihinlerini daha küçük yaşlarda ele geçirmek için milli eğitim sistemine müdahale edildi ve evlerinden uzaktaki okullara gitmek zorunda bırakılan çocuklar, devletin yurt yapması engellenerek yasadışı tarikat ve cemaatlerin yurtlarına yönlendirildi.

Ortaokul ve lise gençliğini ele geçirmek için normal okullar kapatılarak İmam Hatip’e çevrildi ve Türk çocuğu zorla imam hatiplere yönlendirildi.

Yurt oyununu üniversite gençliğinde de uyguladılar ve çocuklarımız, gençlerimiz seçeneksiz bırakılarak tarikatların yurtlarında kalmak zorunda kaldılar. Buralarda hepsinin tazecik beyinleri yıkandı.

Bugün çoğu kız çocuğu olmak üzere milyonlarca çocuğumuz zorunlu eğitim sisteminin dışında bırakılmış durumdadır. Oysa Atatürk, eğitimde feda edilecek birey olmadığını söyleyerek yürütmüştü eğitim seferberliğini. Cumhuriyet’in eğitimde birlik felsefesi sayısız tarikat ve cemaatle, merdiven altı Kuran kurslarıyla, Sibyan mektepleriyle, anaokuluna kadar indirdikleri din eğitimiyle bugün yok edilmiş durumdadır.

İktidarın, Türk milletini ne idüğü belirsiz bir ümmet topluluğuna dönüştürmek için uyguladığı, önüne gelene Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı dağıtma projesi ise bütün bu ihanetlerin içinde en korkunç olanıdır.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir Cihan İmparatorluğu olan, 600 yılı aşmış bir Türk Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun Anadolu’daki son kalan Türk yurdu bakiyesidir. Korkunç ve kanlı, uzun yıllar süren savaşların ve neredeyse 5 yıl süren korkunç ve acımasız bir işgalin ardından Büyük Zaferle kurtarılan, elde kalan son Türk yurdudur. 

 

Bu nedenle Atatürk  "Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." diyerek ve Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür. diyerek, Anadolu’yu korumak için can veren, can alan, gazi olan, şehit olan, milli mücadelenin parçası olan, 1. Dünya Savaşı’nı ve Kurtuluş Savaşı’nı hep birlikte yaşayan, acısını hep birlikte çeken, son Türk yurdu Anadolu’da geriye kalan, hayatta kalmayı başaran tüm milleti, vatan kurtarıcılığı ve Cumhuriyet kuruculuğuyla Türk milletinde birleştirmiştir. 

Türkiye en çok bu nedenle Türklerindir. O yüzden, Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ dir. O yüzden Türk’üm, doğruyum, çalışkanım ’dır. O yüzden ‘varlığım Türk varlığına armağan olsun’ dur. 

Eskiden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilenler Resmi Gazete ’de yayınlanırdı çünkü bir yabancıya Türk vatandaşlığı verilmesi çok önemli bir olaydır ve devlet ile milletin gözü önünde yapılmalıdır.

Oysa iktidar bugün çoğu geri kalmış Müslüman ülkelerden gelen milyonlarca yabancıya Anayasa’ya aykırı olarak Türk vatandaşlığı vermiştir, hala vermektedir ve bunu kamuoyunun bilgisinden saklamaktadır.

Çünkü iktidar, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Devletini bölerek üniter yapımızı, birliğimizi ve dirliğimizi bozmak hedefindedir.

Vatan kurtarıcısı ve vatan kurucusu kahraman Türk milletini, milyonlarca Suriyeliye, Afgan’a, Pakistanlıya, Iraklıya ve bilmediğimiz daha nice geri kalmış Müslüman ülke vatandaşına Türk vatandaşlığı dağıtarak, bölmeye ve ümmet toplumuna çevirmeye çalışıyor. Türkiye Cumhuriyeti ulus devletinin ulusal yapısını yabancılarla sulandırarak ümmet toplumuna dönüştürmeye çalışıyor. Yeni Anayasa’nın da, milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtacağından bahsediyorlar. Ne demekse artık.?

Çok büyük bir gurur, coşku, mutluluk, güven, bağlılık ve birliktelik içinde kutlayacağımızı zannettiğimiz biricik Cumhuriyet’imizin 100. yılında, Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde uzun bir paragraf boyunca anlattığı tüm o çok tehlikeli, korkunç, ihanete uğramış, bölünmüş, umutsuz, çaresiz günlerden görünürde çok farklı olsa da, öz olarak çok benzer durumdadır.

Atatürk ismi ve milli mücadele süreci okul kitaplarından ve her yerden silinmeye çalışılıyor, T.C. tabelaları kaldırıldı, iç cephemiz yaralandı, bazı savunma sanayii kuruluşları dahil stratejik devlet kurumları yok edildi, ekonomik yıkım yaratıldı, varlıklarımız satıldı, yağmalandı, ihtiyat akçemiz bile harcandı, geleceğe borçlandırıldık, milyonlarca sığınmacı ve mülteciyle demografik yapımız bozuldu.

TBMM’nin üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı ilkesi kaldırıldı, Milli Güvenlik Güçleri sistemi değiştirildi, askeri okullar kapatıldı, askeri sağlık sistemimiz yok edildi, ordumuz zayıflatıldı, üretim ekonomisinden vaz geçildi, dünyada kendine yeten 7 ülkeden biriyken tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlı olduk, enerjide de dışa bağımlılığımız arttı. Her açıdan çok kırılgan bir durumdayız.

İçinde bulunduğumuz durum çok kötüden daha kötüdür çünkü hiçbir şeyin kontrolü Türk milletinde değildir. Her şey olabilir, her şey yapılabilir, her şey denenebilir, her şeye cüret edilebilir. İktidar Türkiye’nin iç cephesini çok hırpalamıştır.

Şartlar Türkiye’ye karşı emelleri olanlar için çok müsaittir. Bunun farkında olmalı, uyanık ve çok dikkatli olmalıyız.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin sonunda dediği gibi; İşte bu ahval ve şerait altında dahi vazifemiz, Türk istiklal ve Cumhuriyet’ini kurtarmaktır çünkü başka çaremiz yoktur. 

Atatürk’ün bizden daha ilk satırında, her zaman korumamızı ve gerektiğinde de savunmamızı istediği istiklal ve Cumhuriyet’imizi her zaman korumadığımız ve gözümüzün önünde korkunç şeyler yapılırken bile savunmadığımız için bugün geldiğimiz yer, bağımsızlığımızı yer yer çeşitli ölçülerde kaybettiğimiz ve Cumhuriyet’imizin artık, ‘bilhassa kimsesizlerin kimsesi’ olmaktan çıktığı, kendi yurttaşlarını, kendi doğasını, kendi kaynaklarını, kendi sınırlarını, kendi barışını ve kendisini koruyamaz hale geldiğidir.

Ormanlarımızı koruyamıyoruz, su kaynaklarımızı, tarım alanlarımızı, doğamızı koruyamıyoruz, madenlerimizi koruyamadığımız gibi madencilerimizi de koruyamıyoruz, SİT alanlarımızı koruyamıyoruz, kıyı alanlarımızı hatta milli parklarımızı bile koruyamıyoruz, müzelerimizi ve tarihi eserlerimizi koruyamıyoruz, kadınlarımızın, çocuklarımızın, öğrencilerimizin haklarını koruyamıyoruz, işçilerimizin, memurlarımızın, emeklilerimizin haklarını koruyamıyoruz. Sınırlarımızı bile koruyamıyoruz.

Korumamız gereken hiçbir şeyi koruyamıyoruz, kendimizi bile koruyamıyoruz.

Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni ele geçiren siyasal İslamcı azgın azınlık, emperyalizmle iş birliği halinde ülke kaynaklarını soymak ve yağmalamak için Allah ile Kuran ile Din ile aldatarak milleti böldü. Fırsatta, adalette, paylaşımda böldü, yarattığı eşitsizlikle büyük bir ikilik yarattı ve koca Türk milletini ekonomik olarak ağır baskı altına alarak kendine yabancılaştırdı.

Yarattığı devasa algı yönetimi makinasıyla kitlelerin algılarıyla, duygularıyla oynayarak her seferinde istediğini aldı. Biz Cumhuriyet’imizi ve kendimizi korumayı beceremedik. Cumhuriyet’imiz de bizi koruyamıyor.

Biz Cumhuriyet’imizi koruyamadığımız için Cumhuriyet’imiz de artık bizi koruyamıyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti bugün bütün kurumlarıyla birlikte ele geçirilmiş ve parti devletine dönüştürülmüş durumda.

Süper zengin kirli siyasiler ve onların kirli işbirlikçisi oligarklar tarafından tüm kaynakları sömürülen, halkı birbirine düşman edilmiş hatta silahlandırılmış durumda olan ve ülkeye doldurulmuş 15 milyonu aşkın sığınmacı, mülteci, kaçak ve aralarına sızmış teröristlerle her an her şeyin olabileceği bıçak sırtı bir durumda.

Artık seçimler silahların gölgesinde ve iç savaş tehlikesi altında yapılıyor. 

Buraya nasıl düştüğümüz belli olduğu gibi nasıl çıkacağımız da bellidir. Tekrar Cumhuriyet’imize sahip çıkarak, Cumhuriyet kurumlarını ayağa kaldırarak ve başta temel hak ve özgürlükler ve hukuk devleti ilkeleri olmak üzere, Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını tavizsiz koruyarak geleceğimizi, çocuklarımızın geleceğini kurtarabiliriz.

Türkiye’nin yeniden bir hukuk devleti olması için önündeki tıkanıklıkları açarak işe başlayabiliriz, Ne olursa olsun hukuk işlemelidir çünkü hukukun bittiği yerde şiddet başlar.

Bu zor zamanlardan da önce gerçekleri konuşarak çıkabileceğimizi unutmamalıyız. Felaket de getirse, mutluluk da getirse, birbirimize daima gerçeği söyleyeceğiz. Gerçek her zaman en iyisidir. 

Bugün Cumhuriyet’imiz yıkılmıştır ve bugün hepimizin görevi onu kurtarmaktır.

Muhtaç olduğumuz kudretin aslında içimizde olduğunu, damarlarımızda aktığını her şeyin insanla başarıldığını ve Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, Cumhuriyet’imizin 100. yılında tüm bu kötülükleri, suçları, ihanetleri geri çevirmek, sorumlularını bağımsız Türk mahkemelerinde yargılamak ve bizden çaldıkları her şeyimizi geri almak için gereken her şeye sahip olduğumuzu kimse unutmamalıdır.

Türkiye Cumhuriyet’i bu zor zamanları da ülkesi ve milletiyle bir ve bütün olarak aşmasını bilecektir. Bütün bunları ve daha fazlasını başaracak nitelikli insan kaynağına da, profesyonel kadrolara da, Anayasal Kurumlara da, demokratik sisteme de fazlasıyla sahiptir.

Atatürk’ün kurduğu muhteşem Cumhuriyet, 100. yılında çok hırpalanmış olsa da yerindedir ve hâlâ çok güçlüdür çünkü devleti de, milleti de yerindedir ve her şeyin farkındadır. Devlet’in adaleti bazen geç gelir ama gelir, milletin tokadı da bazen geç iner ama iner.

 

Nasuh Mahruki, 28.10.2023 06:00

#ÖkkeşBölükbaşı, #medyagunebakis.com, #Toplumsalmuhalefet,

Diğer Haberler

  • DARBE KİMDEN GELİRSE GELSİN KARŞIYIZ..
  • TRABZONLULAR BİRLEŞİNİZ
  • SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI…
  • KUL VE MAHLÛKAT HAKKI..
  • ADAM OLMAK–OLAMAMAK VE GAZETECİLİK
  • SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI..
  • DERNEKLER KANUNUNA MUHALEFET
  • TrabzonSporKlübü

    Nasa

    Kentim_İstanbul

    Doga_İcin_Sanat

    ABD_USA

    Department_State

    TelerehberCom

    Google_Blog

    Kemencemin_Sesi

    Kafkas_Music

    Horon_Hause

    Vakıf_Ay

    Dogal Hayatı_Koruma

    Seffaflık_Dernegi

    Telerehber

    Sosyal_Medya

    E-Devlet

    Türkiye Cumhuriyeti

    BACK TO TOP