UNUTTURAMAZ KİMSE SİZİ.!

Bizi Asıl Kahreden; Devlet Eliyle, Devletin Kurucusunun Ve Cumhuriyet'imizin Unutturulmak İstenmesidir.!

Payla:
  • Google'da Paylaş
  • Facebook'da Paylaş
  • Twitter'da Paylaş

UNUTTURAMAZ KİMSE SİZİ.!

Yıl 2011, aylardan Ekim. Ayın 28'i, son Cuma günüydü... Hoca Efendi, minberde Diyanet'in hazırladığı Deprem Hutbesi'ni okuyor. (1) Hutbeyi aynen dipnota koyuyorum.

Siz de okuyup rezilliği görün. Bu devleti kuran kuvayı milliye şehitlerinin, o ünlü komutanından hutbede hiç söz ediliyor mu.?

İlk defa bir hutbede ona dua edilmediğine tanık oluyorum.!

Şehitlerin komutanının AKP'nin memur imamlarının duasına elbette ihtiyacı olmaz. Bunu biz de biliyoruz.

Bizi Asıl Kahreden; Devlet Eliyle, Devletin Kurucusunun Ve Cumhuriyet'imizin Unutturulmak İstenmesidir.!

Bu milletin verdiği vergilerle maaş alanların, halkı geçmişinden kopartmaya çalışması ne büyük aymazlıktır. Bir de dinimizin ucuz ve kirli siyasete alet edilmesine üzülüyoruz tabi...

Dilerseniz biraz geriye doğru, 4 Haziran 2010 Cuma gününe kadar gidelim. O gün, Kocatepe Camisi'nin minberinde oturan imamın okuduğu hutbeden sonra, pek çok kişi gibi ben de bir daha Cuma namazına gitmemeye karar verdim.!

Biliyorsunuz uzun süredir bu hutbeleri imamlar değil, Diyanet İşleri Başkanlığı hazırlıyor. Hoca Efendi, o gün hutbeyi okurken adeta coşmuştu. Davudi sesiyle cemaati de coşturmuştu hazret.!

IHH -İnsani Yardım Vakfı’nın organize edip, yüzüne gözüne bulaştırdığı, Gazze'ye yardım seferlerini, ağzından tükürükler saçarak anlatıyordu. İmam, vakfın yöneticilerine övgüler yağdırıyordu. Ön saftakilerden kendini kaybedip, abdest tazeleyenleri bile gördüm...

O gün sanki Hazreti Muhammet'in Uhud Seferi anlatılıyordu... Diyanetin hazırladığı hutbede:“Devletimiz gereğini yapmıştır” denilerek, dolaylı yoldan Erdoğan ve hükümeti de övülmüştü.!

Hoca Efendi “Allah'ın Evi” ni miting alanına çevirmişti, fakat çok şükür partiye üye kaydı yapmaya başlamamıştı.! (2)

“Laiklik ilkesi” nin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak bakımından, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in, Van Depremi ile ilgili olarak yaptığı açıklamaya da dikkat çekmek isterim. Görmez, depremi yalnız doğa olayları ve faylarla izah etmenin yetersiz olduğunu söyledikten sonra, bu tür afetlerin “sınanmak için” (!) olduğunun düşünülmesini istemiş...(3) Depremzedelerin sınandığını, sıranın geri kalanlara geldiğini belirten Görmez, hemen her gün depremle sallanan Japonların, neden bu kadar “sınandığı” hakkında, akla yatkın bir şey söyleyememiş.!

Bizdeki depremlerden sonra yaşanan “yağma” görüntüleri, hiç bir zaman Japonya'da yaşanmazmış. Bu bir gerçek bu fikre göre; Ulu Tanrı, nedense yine de her depremden sonra, marketlerden sadece kendilerine yetecek kadar ihtiyaç malzemesi satın alan, Japonları sınarmış.!

Bizim Diyanet İşleri Başkanı'na göre, bu çekik gözlü çalışkan insanlar, çok daha da sınanacaklar.!

Şimdi tekrar bugüne gelelim ve Başbakan'ın Van Depremi'ni bahane ederek, Cumhuriyet Bayramı törenlerini iptal etmesi olayını değerlendirelim. Başbakan'ın bu konudaki genelgesinin hemen ardından, Milli Eğitim Bakanlığı da bütün okullara “çok acele” kaydıyla kutlama törenlerinin yapılmayacağını bildirmiştir. Acelelerini anladık da, “çok acele” etmelerinin nedeni nedir onu anlayamadık bir türlü.?

Bu karar üzerine, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da: “Etkinlikleri iptal etmek Cumhuriyeti anlamamak demektir” diyerek tepkisini dile getirmiştir.

Ben de Kılıçdaroğlu'nun ne demek istediğini anlayamadım. Anlayacağınız, bu konuda onunla aynı fikirde değilim. Bana göre, hükümet, tam aksine Cumhuriyet'i anladığı için törenleri iptal etmiştir.! Hem de öyle bir anlamış ki, o kadar olabilir.!

Dilerseniz kısaca o konuyu anlatayım:

Üzerinde yaşadığımız coğrafyaya, emperyalizmin vermeye çalıştığı son şekil ile bağlantılı düşünüldüğünde; bu karar “çok acele” alınmak zorunda kalındı.! Çünkü durum, emperyalistler açısından gerçekten acildi.!

ABD'nin, askerlerini Ortadoğu'dan çekmek için, iki ayağını bir pabuca soktuğu bir dönemde, Türkiye'de Cumhuriyet Bayramı'nı kutlamak, süreci uzatabilir. Bu nedenle törenlere izin verilemezdi.!

Çünkü Cumhuriyet Bayramı kutlanırken, doğal olarak Cumhuriyetin kurucularından; kuvayı milliye şehitlerinden ve onların efsane komutanı Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ten söz edilecekti. Diyanet'in hazırladığı hutbeler gibi, o yüksek şahsiyetlerden söz edilmese bile, en azından Türk halkının bir kısmının aklına, kurtuluşumuzun ve kuruluşumuzun zamirleri kutlama törenleri nedeniyle gelebilecekti.!

Bir de ortalıkta dolaşan, yüreği sapasağlam, Cumhuriyetçiler var ki, gözlerine çaksanız, onları bir milim dahi geri adım attıramazsınız. En inançlı olanları, Hastal'da, Silivri'de gece yarılarına kadar ayakta beklemektedir.! Emperyalistlerin: “AB'ye girmek istiyorsanız Kemalizm'den vazgeçeceksiniz” ve “Resmi dairelerden Atatürk'ün fotoğraflarını indireceksiniz” tavsiyelerine rağmen, “balık hafızalı” Türklere, Ulu Önder'i unutturmayı başaramadılar, bu da bir gerçektir.! Hutbelerden kaldırdılar olmadı. Anma törenlerinin içini boşalttılar,  yasakladılar, yine istedikleri sonucu alamadılar. Yüz binler sokaklara indi, alternatif törenleri yine yaptılar...

Emperyalizm açısından Türk toplumunun % 49' unun kontrol edilebildiği bir noktada, Cumhuriyet Bayramı'nı kutlatmak, başa dönmek anlamına gelebilir.! Amerikan karşıtlığı daha da yukarılara çıkar, emperyalizme karşı bilinçlenme artabilirdi... Emperyalizmin en büyük silahı olan işbirlikçileri, yarın bir gün kendilerinden hesap sorulabilir, diye düşünüp tırsabilirlerdi.!

Bu nedenlerle kutlamalar sakıncalı görülmüştür.! Bu görüşleri paylaşan milyonlar ise, bayraklarını ellerine alıp, sokağa inmişlerdir.!

Onları bir kez daha kutlarım...

Örneğin, Cumhuriyet'in ne anlama geldiği, benim ilk defa bir Cumhuriyet Bayramı'nda aklıma gelmiştir. Bu sorunun yanıtını, yine bir Cumhuriyet Bayramı sırasında öğrenmiştim. Halkın kendi kaderine el koyup, kendi kendini yönetmeye başlaması, insanlığın başarabildiği en büyük devrimdir. Bunu Türk halkı da başarmıştır. Cumhuriyet dediğimiz rejim, kabaca böyle tanımlanır. Türk halkı da Cumhuriyet Bayramı törenlerinde hep böyle soruların yanıtlarını arar...

Şimdi siz söyleyin bakalım: Bu dünyada emperyalizmi ilk defa dize getirenlerin komutanı kimdir?..

Hiç kusura bakmayın Nazım'dan esinlendim yine. Cevabınızı bekleyemeyeceğim, devam ediyorum. Bu paragraftan itibaren, duygularımı onun cümleleri ile dile getireceğim: Atatürk’ü Kocatepe’de düşünürüm böyle günlerde. Birazdan paltosuna sarılıp, oracıkta uzanacak sağ omzunun üstüne. Uyuyacağını asla aklınıza getirmeyin. Su uyur, düşman da uyur, ama o asla uyumaz.!

Gözlerini dinlendirdiği kesindir... “Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla yorulmazlar” diyen adam yorulur mu hiç.? Çizmeleri ayağındadır gördüğünüz gibi, birazdan kalkıp, haritanın üzerinde çalışacak... Ardından dürbününden düşman mevzilerini gözetleyecek. Eskiden olduğu gibi, paşalar hemen arkasında duracaklar! O yine paşalara saati soracak. Yanıt veren, en yakınında olan İsmet olabilir örneğin. Eğilip kulağına Altı diyecek, biliyorum.!

Kâinatın içinde, bir nokta kadar değeri olmayan bu mavi küre, o anda dönmeyi bırakacak. Olduğu yerde duracak bir süre!... Saatler derseniz ha keza, onlar da büyük komutanın son taarruz emrini dinleyecekler.! Ve savaş borusu atmosferi yırtacak.!

Düşman kuvvetler, bunu hepimizden çok daha iyi biliyor. Çünkü onlar Çanakkale'de mevzilerin içinde iken; Mustafa Kemal'in askerlerine verdiği: “Size ölmeyi emrediyorum” komutunu duymuşlardı. Bu komutun yerine getirildiğini de çok iyi biliyorlar. 19. Fırka Komutanı Yarbay Mustafa Kemal tarafından sancağı verilen 57'nci Alay, tam tekmil düşmanın üzerine atılırken, ölümle birlikte gelecek nesillere de “yaşam aşısını” yapıyorlardı.!

Düşmandan sağ kalanlar, Sakarya önlerinde de gördüler bu dahi komutanı. O yine atının üstünde, askerlerinin önündeydi. Düşman askerleri, Mustafa Kemal’in askeri olmayı ne kadar da çok istediler. Çal Dağı'nın eteklerine düşen şarapnel parçaları, avuçlarını yakıyordu, mavi gözlerinden akan bakışları yüreklerini kavuruyordu. Buna rağmen, ona hiç bir zaman öfkelenmediler.

Çünkü, o askerleri ile birlikte vatanını ve yurttaşlarının özgürlüğü savunuyordu.! Yüreği Türk Ulusunun yüreği ile aynı anda attığına inanılıyordu.! Bu nedenle yenilenler de, saygıyla önünde eğildiler.!

Bu yüzden, emperyalistler, mümkün olsa Atatürk'lü olan her günü tarihten silecekler...

Hele de Büyük Taarruz'un başladığı 21 Ağustos'u. Onlar için ne kâbustu. O günü bir daha akıllarına bile getirmek istemezler. Mustafa Kemal ve arkadaşları, emperyalizmin yenilebileceğini cümle âleme göstermiştir.! Akılda kalması gereken temel mesaj budur.!

İşte bu gerçeğin bilinmesini istemez emperyalistler.!

Emperyalizmin Mustafa Kemal'den üst üste aldığı iki yenilgi, mazlum milletlere de Çoban Yıldızı gibi kurtuluş yolunu gösterdi... Onu izleyen pek çok ulus, Türk Kurtuluş Savaşı'nı örnek olarak alıp, bağımsızlığına kavuşmuştur.!

Şimdi söyleyin bakalım, emperyalizm açısından bütün bu musibetlerin başı kimdir.?

Elbette.! Elbette ki, Mustafa Kemal ve arkadaşları.! O halde;

 

ONLARI AKLA GETİRECEK, HER NE VARSA HAFIZALARDAN SİLİNECEK.!

Deprem, “hassasiyetler”, terör, düğün vs. hepsi bahanedir.!

Emperyalizm, asıl Mustafa Kemal'den kurtulmak istemektedir.!

Çünkü, Cumhuriyet Bayramı aklımıza, onu, arkasındaki paşaları, askerlerini ve inanmış insandan, daha etkili silah olamayacağını getiriyor.!

Bunu ezbere bilen düşmanın ise, kaybedecek bir saniyesi bile kalmadı.!

Öte yandan, Obama'nın Irak'ı işgal eden askerleri de acele ediyor, bir an önce evlerine gidecekler.!

Obama, giderayak bu süreci uzatacak bütün etkinlikleri bu nedenle iptal ettiriyor.!

Amerikalıların daha yeni hizaya soktukları, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini uyandıracak hiç bir etkinliğe tahammülü yok!..

Düşünün bir kere, ya o ülkeler de Atatürk'ü ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı örnek alıp, yeniden direnmeye kalkışırlarsa, onlarla nasıl baş edecekler.?

Bizimkileri mi merak ediyorsunuz? Onları boş verin. Hatta biraz da acıyın derim. Çünkü onların borçları çok İktidar olmanın diyeti öyle kolay ödenemiyor.! Bu nedenlerle Türkiye'de:

“CUMHURİYET BAYRAMI'NI KUTLAMAK YASAKLANMIŞTIR.!” Haberiniz olsun.!

Av. Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1)http://www.beykozmuftulugu.gov.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=75&Itemid=15

(2)http://www.anadolugazetesi.net/?p=21322

(3)http://www.islamigundem.com/sebahattin-nkibar-hutbeden-de-rahatsiz-oldu-haber-12177.html

 

http://www.medyagunebakis.com/ -http://www.tdfajans.com/

TDFAJANSToplum Dinamikleri Fikir Ajansı

Sosyal, Kültürel, Ticari, Eğitim ve Sanatsal Alanlarda;

Düşünce Üretimi. Paylaşımı. Toplum Yararına kullanımı.!

Bilgi Sahibi Olunmadan Fikir Sahibi Olunamaz.! Olunsa olunsa;

Ancak Başkalarının Fikirlerini Tekrarlayan Papağan Olunur.  

Diğer Haberler

  • TOPRAKLARIMIZ SATILMAMALI
  • SELOCAN & SELAHATTİN DEMİRTAŞ ve SİYASET
  • DEPREMDE YIKIMIN SUÇLUSU KİM.?
  • YENİ TÜRKİYE FİYASKOSU, K9 KADAR FAYDA YOK
  • BU ÜLKEDE HEM SOLCU, HEM ERMENİ OLMAK.!
  • *VATANDAŞLIK VERİLİRKEN, VATAN DA VERİLİYOR.!*
  • LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET
  • *SİYASETİN ANADOLU FIRTINASI OSMAN BÖLÜKBAŞI*
  • İSKİLİPLİ ATIF'IN OSMANLI SİCİLİ DE BOZUKTU.!
  • 126 EMEKLİ BÜYÜKELÇİMİZİN KAMUOYU DUYURUSU
  • TrabzonSporKlübü

    Nasa

    Kentim_İstanbul

    Doga_İcin_Sanat

    ABD_USA

    Department_State

    TelerehberCom

    Google_Blog

    Kemencemin_Sesi

    Kafkas_Music

    Horon_Hause

    Vakıf_Ay

    Dogal Hayatı_Koruma

    Seffaflık_Dernegi

    Telerehber

    Sosyal_Medya

    E-Devlet

    Türkiye Cumhuriyeti

    BACK TO TOP